İlişkideki trajedi sessizliği anlamadığımızda başlar.
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
İnsan, ne kadar severse sevsin, sevmediğine inanabilir.
Carl Rogers’ın yönettiği bir grup terapisinde, soğuk görünen mühendis, kayıtsız bir tavırla eşinden bahsederken katılımcılardan biri sorar: “Karını seviyor musun?”
Adam, uzun süre sessiz kalır. Katılımcı, “tamam,” der, “bu da yanıt sayılır.”
“Hayır,” der adam. “Hiç sevdiğim bir insan oldu mu, onu düşünüyordum.”
..
Bir gün, gruptaki bir katılımcı yalnızlığından, ıssızlığından ve bir maskenin ardında yaşamasından bahsedince mühendis çok etkilenir, gece gözüne uyku girmez, hatta gözyaşı döker.
“En son ne zaman ağladığımı hatırlamıyorum,” der sonraki gün grup toplantısında, “Galiba sevgidendi.”
İlerleyen günlerde duygularını açtıkça kendi hislerinden nasıl uzaklaştığını, aslında eşini ve oğlunu ne kadar sevdiğini öğrenir.
Ve onlara ne kadar samimiyetsiz davrandığıyla yüzleşir.
…
İnsan, ne kadar sevilirse sevilsin, sevilmediğine de inanabilir.
Carl Rogers’ın kendisi, sevildiğini fark etmek için yıllar boyu terapi alır.
Biri ilgi gösterdiğinde, değer verdiğinde, kendini daha canlı ve tatmin olmuş hisseder. Hatta bir itirafta bulunur:
“Sıcak davranan danışanlarla çalıştığımda kendimi çiçek açmış gibi hissederim; daha soğuk gruplarda ise içime çekilirim.”
Ama sıklıkla kendisine edilen iltifatları kabul etmekte zorlanır.
…
Değer verildiğini hissettiğinde Carl Rogers’ın otomatik tepkisi şöyledir:
“Kimi? Beni mi? Hayır, hayır, beni önemsemezsin. Yaptıklarımı, söylediklerimi, başardıklarımı önemseyebilirsin ama BENİ önemsemezsin.”
Peki, en derin hislerini bile tanıyamayan insan, anlaşılmayı nasıl umabilir?
Rogers, bizleri, kişisel zindanlarımızdan mors alfabesiyle mesajlar gönderip anlaşılmaya çalışan mahkumlara benzetir.
Ve anlaşıldığını hisseden her danışanının mutlaka gözlerinin nemlendiğini söyler.
...
Zindandan gün batımına
Öğrenci, öğretmene soru sorar. Öğretmen yanlış anlar, bambaşka bir soruya yanıt verir. Öğrenci giderek sessizleşir. Öğretmen sessizliği çocuğun ilgisizliğine yorar. Ve çocuk ilgisizleşir.
“İkili ilişkilerdeki asıl trajedi,”der, Thoreau, “sözcükleri yanlış anladığımızda değil, sessizliği doğru anlamadığımızda başlar.”
Tartışmaktan kaçtığımız için değil, anlaşılmaktan umudumuzu kestiğimiz için sessizleşiriz.
Paylaşamadığımız duygu ve düşüncelerimizi, zamanla kendimiz de unuturuz.
...
Anlayamamanın en büyük nedeni, çoktan anladığımızı sanmaktır.
Filozof Martin Buber, gökyüzüne merakla bakan ateistin, tanrıya, kendi sahte tanrı imajına inanan inançlıdan daha yakın olduğunu söyler.
İstersek bütün günümüzü birlikte geçirelim, istersek her an dinleyelim, istersek dünyalar kadar sevelim: Zihnimizde sabit bir imajı olduğu sürece karşımızdaki insanı anlayamayız.
Dilediğimiz kadar okuyalım, öğrenelim; çoktan hükmümüzü vermiş, tanımızı koymuşsak, kendimizi de anlayamayız.
...
Rogers, zindanlarımızdan kurtulmak için başlangıç noktamızı net bir şekilde çizer: Kendimizi ve diğerlerini bir sonuç olarak değil, “hala gerçekleşmekte olan” bir süreç olarak görmek.
“Kendimi en sevmediğim halim,” der terapist, “karşımdakinin ne söyleyeceğini çoktan bildiğime inandığım halimdir.”
“Karşımdaki öyle söylemese de, beynim kelimeleri bozar, anlamı üzerine ufak ufak oynar. Böylelikle sadece beklediğim şeyi söylemiş olmaz, olmasını beklediğim kişiye de dönüşür.”
...
Oysa Rogers'a göre insanları, öngörülerimize, ideallerimize, şablonlarımıza bakmadan, gün batımı gibi izlemeliyiz:
“Gün batımına bakarken kendi kendime ‘sağ taraftaki portakal rengini hafif yumuşat, alt tarafa biraz daha mor ver, bulutun rengine birazcık daha pembelik kat,’ demiyorum. Günün batışını huşu içinde seyrediyorum.”
“Kendimi en sevdiğim halim, danışanımı, çalışanımı, eşimi, çocuklarımı gün batımı gibi huşu içinde izleyebildiğim halimdir.”
Şüphesiz, kendimizi de böyle izlemeliyiz.
Kaynaklar:
Carl Rogers - Yarının İnsanı
Carl Rogers - Kişi Olmaya Dair
Martin Buber - Ben ve Sen
David Robinson - Natural Life: Thoreau's Worldly Transcendentalism







Yorumlar