İçimizdeki yerleşik kısırdöngüler
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Hakan Günday, çelişkinin insanı öldürebileceğini söyler. Ona göre çelişki, buz tutmuş gölün çatladığı an; yardım istemek için açtığımız ağzımıza dolan sudur.
Diğer taraftan Dücane Cündioğlu ise çelişkilerimizin bizi iyileştireceğini söyler. Çelişki, insan olduğumuz ve kendimizi aramakta ısrar ettiğimiz için çektiğimiz ızdıraptır ve en nihayetinde kendimizi gerçekleştirmemizi sağlar.
İkisi de haklı olabilir.
Cündioğlu’nun bahsettiği, bilinç düzeyine çıkarabildiğimiz, fark edebildiğimiz çelişkilerimizdir; canımızı ne kadar yaksa ve bizi çaresiz hissettirse de gelişmemizin önünü açabilir.
Günday’ın bahsettiği çelişki ise muhtemelen Karen Horney’in sıkça anlattığı, farkına varamadığımız, bu nedenle üzerine düşünemediğimiz ama hayatımızın her anını cehenneme çeviren gizli muharebelerdir.
Engin Geçtan, basit ama nokta atışı bir tabirle tanımlar durumu: “Yerleşik kısırdöngü.”
Bir örnek verelim.
YERLEŞİK KISIRDÖNGÜ
Psikanalist Karen Horney, son günlerde sık sık yorgunluk ve sinir nöbeti geçiren mühendis hastasını ve son nöbeti tetikleyen olayı anlatır:
Adam, bir toplantı sırasında fikir öne sürer ama bu fikir iş arkadaşları tarafından beğenilmez ve eleştirilir. Daha sonra kendisi yokken bir karar alınır ve kesinlikle mühendise fikri sorulmaz.
“Böyle bir durumda iki normal tepki olur” der Horney; “ya haksızlık olduğunu düşünür ve mücadele edersiniz, ya da içtenlikle razı olursunuz.”
Ama mühendis ikisini de yapmaz, kendisini aşağılanmış hissettiği halde hiçbir şey olmamış gibi sevecen davranmaya devam eder. İçindeki olanca öfkeye rağmen takındığı bu tavır onun ruhunu emer ve sonunda yorgunluk ve nöbetlere dönüşür.
Adam sadece öfkesinin farkında. Oysa, derinlerinde, Günday’ın bahsettiği gibi, büyük bir savaş var.
Horney’in rehberliğinde, daha da derinlere inelim…
---
Karen Horney’in çözümlemelerinden bahsetmeden önce, yeniden hatırlatmak istiyorum; adam aşağıdaki hiçbir durumun farkında olmadığı gibi kendisine sorsak bu özelliklerin tam tersine sahip:
1. Adam büyüklenmeci bir narsisizm içinde. İş konusunda kendisini herkesten daha akıllı ve bilgili görüyor. Ama dayanağı o kadar kırılgan ve diğerleri tarafından onaylanmaya o kadar muhtaç ki, en ufak eleştiri narsisizminde büyük delikler açıyor.
2. Adamın diğerlerini azarlamaya ve acı vermeye yönelik sadist bir dürtüsü var. Çünkü bu sayede onları küçülterek kendini büyütebiliyor. Bilinçaltındaki bu sadizmi örtmek için yüzüne bir maske takıyor. Bu maskenin adı “canayakınlık.”
3. Adam çıkarcı. İnsanlara istediğini yaptırmak için onların suyuna gidiyor, hiçbir şekilde onlara karşı gelmiyor. Diğer taraftan büyüklenmeci gururuyla çeliştiği için bu durumdan - dolayısıyla kendisinden tiksiniyor.
Yani ortada yerleşik bir kısırdöngü var:
Adam sürekli onaylanmaya ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle onaylayıcılardan biri hakkında olumsuz duygu beslediğinde anlaşılacağından ve reddedileceğinden korkuyor. Bu korku onu samimiyetsiz bir canayakınlığa itiyor. Küçümsediği kişilere gösterdiği sahte canayakınlık gururlu kişiliğiyle çelişiyor ve karşısındaki insana daha çok olumsuz duygu besliyor. Ve yine yakalanmaktan korkuyor… ve yine daha canayakın davranıyor….
Ve sonunda sistem çöküyor.
Geçtan’a göre her birimiz farklı şiddetlerde bu kısırdöngülere sahibiz.
Kimimiz bulunmak için can atar ama farkında olmadan kendini saklar. Kimimiz sevilmek ister ama farkında olmadan kaçar. Kimimiz sarılmak ister ama farkında olmadan iter.
İşte bu tür çelişkiler bizi kısırdöngüye sokar.
Kurtuluş var mı? Evet. Kendimize yönelik yıkıcı mekanizmaların kökenini tanıyabilmek.
Ancak bu mekanizmanın nasıl çalıştığını anlayabilirsek, arasına çomak sokabilir ve döngüyü kırabiliriz.







Yorumlar