Hissizliğin paradoksu
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Rupi Kaur, Hissizlik şiirinde üst üste yaşadığı darbelerden sonra zihninin kaskatı kesildiğini anlatır. Eskiden her şeyi derinden hisseden şair, artık içinde yaprak kımıldamayan birine dönüşmüştür.
“Öyle güçlüyüm ki, hiçbir şey yıkmıyor beni,” der ve ekler: “Artık tek hayalim zayıf olmak."
Hissizliğin paradoksu burada başlar: Acı çekebilmeyi bile özleriz.
…
Sadece büyük darbelerden sonra değil, sürekli eleştirildiğimiz, kendimizi savunmak zorunda kaldığımız ortamlarda da yavaş yavaş hissizleşiriz.
John Gottman, Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi’nde boşanmaların en güçlü habercisinin sevgisizlik değil, eşlerden birinin zamanla tepkisizleşmesi olduğunu söyler.
Sevdiklerimizden gelse bile bitmeyen memnuniyetsizlik karşısında bedenimiz “savaş ya da kaç” tepkisi verir. Ne savaşabiliyorsak ne kaçabiliyorsak, üçüncü bir yol kalır:
Duvar örmek.
…
Gottman bu durumu klasik bir örnekle açıklar: Eşlerden biri diğerini sürekli eleştirir. Diğeri başta kendisini savunsa da zamanla bu yükten bıkar. Artık saldırı anlarında susmayı ve dikkatini başka bir yere vermeyi öğrenir. Eleştiren taraf, duygularının yok sayıldığını düşünür ve daha da sertleşir.
Gottman’a göre çoğu evliliğin "son perdesi" budur: Kontrolcü taraf güvende hissetmek için yüklenir; diğeri tartışma çıkmasın diye kaçınırken ilişkiden ve yakınlıktan da kaçmış olur.
Ve ilişki biter.
…
Hissizlik bazen cinsiyetle de ilgilidir.
Harriet Lerner, Öfke Dansı’nda pek çok kadının öfkeli olarak damgalanmamak için bir tür duygusal uyurgezerlik içinde yaşadığını ileri sürer.
Başkalarının saldırganca tavırlarını görmediklerini, duymadıklarını veya fark etmediklerini söylerler. Oysa beyinleri, haksızlık karşısında derinlerden gelen o yoğun öfkeyi bir baraj gibi tutmakla meşguldür.
Bu enerji en çok yaratıcılıktan ve tutkudan eksilir.
…
Linkin Park ise meşhur Numb şarkısında hissizleşmeyi otoriter ebeveyn figürleri üzerinden işler. Ebeveyninin idealize ettiği kişi olmaya çalışırken özünü kaybeden genç, donukluğu son bir öfkeyle kırmaya çalışır:
“Kontrolü kaybetmekten korkuyorsun çünkü benden olmamı beklediğin her şey gözlerinin önünde paramparça oldu.”
Şarkı burada durmaz, nesiller boyu süren o hüzünlü döngüyü de ifşa eder:
“Artık anlıyorum; aslında sen de birinin hayal kırıklığıydın.”
…
Çocukken hayatta kalmak için öğrendiğimiz suskunluk, büyüdüğümüzde yakınlığı zorlaştırır.
İşin en acı tarafı ise bizi hissizliğe sürükleyen o keskin eleştirilerin ve nasihatlerin çoğunun "iyi niyetle" söylenmiş olmasıdır.
Kendi sevgilerinden emin oldukları için, karşılarındaki insanda açtıkları yarayı fark etmezler bile.
En güvenli olmasını beklediğimiz yerde kendimizi sürekli tetikte hissederiz. Sinir sistemimiz bir türlü dinlenemez.
…
Donuklaşmış hisler bir nehir gibidir. Bazen sadece güneşin yavaşça doğması ve suyun kendi akışını hatırlaması yeterlidir.
Hissizlikten çıkış yolu, fiziksel dünyayla kurulan küçük ve somut temaslarla başlar. Bedenin duyumsadığı en basit sıcaklık, nefesin doğal ritmi ya da sadece orada olduğumuzu hatırlatan fiziksel bir farkındalık; o aşılmaz görünen duygusal barajda küçük çatlaklar açar.
Duyguları isimlendirmek, onları kağıda dökmek ve güvendiğimiz insanlarla paylaşmak donmuş akışı yeniden hareketlendirir.
…
Linkin Park’ın bir gencin öfkesinde betimlediği o uyuşma hali, James Baldwin’in satırlarında yetişkin bir adamın sessiz kederine dönüşür.
Giovanni'nin Odası’nda sevgilisinden ayrılan David’in zihni utanç ve suçluluktan o kadar uyuşmuştur ki, kafasını "hissizleşmiş bir yaraya" benzetir. Taşıdığı ama o an hissedemediği tüm duygular adına şöyle mırıldanır:
“Biliyorum, bir gün tüm bunlar için ağlayacağım.”
Donan her şeyin bir çözülme vakti vardır; hislerimiz de istisna değildir.
Kaynaklar:
Rupi Kaur - Güneş ve Onun Çiçekleri
John Gottman, Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi
Harriet Lerner - Öfke Dansı
Bassel van der Kolk - Beden Kayıt Tutar
James Baldwin - Giovanni'nin Odası







Yorumlar