Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Herkesin iki hayatı vardır



Ana fikir: Baskıladığımız her istek ve arzumuz, sandığa kilitlediğimiz gölgemizi büyütür. Büyüyen gölge sandıktan taşar ve kendisini yeniden gizleyebileceği sahte bir hayat arar. Sahte hayatlar ise çökmeye mahkumdur.



Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın bir bölümünde Clarissa Estes, Dostoyevski romanlarında sık sık karşılaştığımız bir sahneyi betimler bize: Genç kadın, nefret ettiği şehirdeki nefret ettiği adama kaçar. Adamın işinden bile nefret ediyordur aslında. Herkes şaşırır.


Nadir de olsa bazen kişiliğimizle hiç uyuşmayacak eylemlere girişir, o ana dek gösterdiğimiz karakterimize hiç yakışmayacak seçimler yaparız.


Estes’e göre bu tür eylemler, sandığa sıkıştırdığımız gölgemizin artık sandığa sığmamasından kaynaklanır.


Gölge, Jungcu psikolojide özellikle cinsellik ve saldırganlık gibi bilinçli yanımız tarafından onaylanmamış, kabul edilmemiş dürtülerimizin sandıklarda hapsedilmesinin simgesidir.


Sandığı doldurduğumuzda, gölgemiz taşar. Taşan istek ve arzularımız, kendilerini maskeleyebilecekleri başka bir hayat, başka bir hobi, başka bir yaşam stili, başka bir amaç arar.


Bulduğunda ise farkında olmadan o seçime yönelip, şaşırırız: Ben neden böyle bir şeyi yapmayı seçiyorum ki?


Daha çok baskılandıkları için daha çok kadınların itildiği bu ikincil sahte ruhsal hayatı Estes, büyüleyici bir şekilde açıklar bize:


“Hayatta gelişip serpilmelerine izin verecek kadar yer bulamayan kadınlar hayata sinsice sokulurlar.” Tutsak düşen ve aç kalan kadın, her tür şeye sinsice sokulur ve her şeyden sinsice bir şey çalar.”


“Onaylanmayan kitaplara ve müziğe sokulur; dostluklara, cinsel duygulara, dinsel bağlılıklara sokulur. Kaçamak düşünüşlere, devrim düşlerine sokulur...”


Böyle bir konuda, çoklu kişiliklerin huzursuz prensi Fernando Pessoa’yı anmadan geçmek mümkün mü?


“Hepimizin iki hayatı var,” der Portekizli yazar ve ekler:


“Bir tanesi gerçek olan, çocukluğumuzdan beri bir sis perdesinin arkasında düşünü kurduğumuz, erişkin olarak da düşünü kurmayı sürdürdüğümüz; bir de yalancı olanı, başkaları ile paylaşırken sevdiğimiz ve bir gün tabutta bitecek olan güncel, pratik hayatımız.”


“Yapmacıklıktan vazgeçin.”


Böyle tembihler Estes. Çünkü “miş gibi” yaşadığımız hayat eninde sonu bizi sahte ruhsal bir hayata iter.

Sahte ruhsal hayat ise, en olmadık zamanda çöker ve bizi mutsuzlukla dehşet içinde bırakır.


Hayattan daha fazlasını isteyebiliriz, daha fazlasını arzulayabiliriz. Ama sahte bir hayatı yaşamaktansa gerçek anlam taşıyan ve bizim için sağlıklı olan şeylere tutunmayı bilmeliyiz.