Her yas farklıdır




Yas konusunda uzman psikolog Marilyn Mendoza’ya göre, çektikleri acı için kendisine danışan insanların ana problemi, yas hakkında sahip oldukları yanlış bilgiler.

Bu, danışanların kayıpları yüzünden acı çekmediği anlamına gelmiyor. Ancak yas hakkında inandıkları yanlış fikirler ve mitler, onların acı çekme sürecini daha da zorlaştırıyor.


Mendoza, yas süreci hakkındaki en yaygın beş yanlış inancı şöyle özetliyor:


1. Deliriyor muyum?


Hayatımızda geniş yer kaplayan bir insanı kaybettiğimizde kendimizi derin bir boşluğun içinde bulabiliriz. Düşünebilme, hatırlayabilme ve odaklanabilme yetilerimiz azalabilir. Yeme ve uyku bozuklukları yaşayabiliriz. Duygularımız dengesizleşebilir, coşku dolu bir andan hüzün dolu bir ana geçiş yapabiliriz. Hatta kaybettiğimiz kişiyi gördüğümüzü, duyduğumuzu, onun kokusunu aldığımıza inanabiliriz. Bütün bunlar kişide “kontrolümü kaybediyorum” algısı yaratabilir. Oysa yas sürecinde bu tür durumların yaşanması nadir değildir.


2. Yasın beş aşaması


Kubler-Ross’un bulduğu ve farklı kültürlerde de gerçekliğini bulguladığı “yasın beş aşaması süreci” – inkar, öfke, pazarlık, depresyon, kabullenme - kişilere yanlış rehberlik edebiliyor.


Bu aşamaların bazılarını geçtiğine inanan kişi, geçmiş aşamalara dair bir belirti gösterdiğinde paniğe kapılabiliyor. Oysa bu aşamalar birbirinden ayrı değil, iç içe geçmiş aşamalar ve yeryüzünde yasın "doğru şekilde yaşanması" gibi bir liste bulunmuyor.


3. Kadınlar erkeklerden daha çok yas tutar


Kadınların duygularını dışavurmaya daha yatkın olmaları onların daha uzun / derin yas tuttuğu anlamına gelmiyor. Kenneth Doka’nın yaptığı araştırmalara göre iki farklı yas kalıbı bulunuyor. Dışavurumcu olan sezgisel kalıp, sıklıkla kadınlar tarafından uygulanırken, duygulardan ziyade düşüncelere ve davranışlara hitap eden araçsal kalıp sıklıkla erkekler tarafından uygulanıyor.


Çiftler arasında “sen yeteri kadar yas tutmadın” tartışması olabiliyor. Oysa her insan acısını, ızdırabını, kızgınlığını aynı dışavurumcu şekilde göstermiyor.


4. Bir hayvan için yas tutmak gülünçtür


Birçok insan için, yetiştirdiği, beslediği büyüttüğü, en iyi ve en kötü anlarını paylaştığı, kendisini her haliyle gösterdiği ev hayvanını kaybetmek çok yıkıcı bir tecrübedir. Dolayısıyla kişiyi derin bir yas sürecine sokabilir.


Bugün, her ne kadar sosyal medya sayesinde bu düşünce kırılsa da, etrafımızda bunu anlamayacak ve acımızın gülünç olduğunu iddia edecek insanlar bulunabilir.


5. Yas, ilişkileri değiştirmez


Yas tutan kişi çoğunlukla kendisini ıssızlaştırılmış ve yalnız bırakılmış hisseder. Bazen en güvendiği insanın yanında olmamasından dolayı hayal kırıklığına uğrar, bazen hiç beklemediği bir insandan gelen destekle hayata tutunur. İnsanlar, yas tutan kişiye nasıl davranılması gerektiği konusunda farklı turumlara sahip olabilirler. Bazı insanlar ise bizi ne kadar severlerse sevsinler, bu konuda çok yetersiz kalabilirler.


Bütün bunlar insanların ilişkilerinde çok fazla değişiklik yaratabilir.


Bilim insanları yas sürecini inceleyebilmek için onu teorilerle genellemek durumunda. Çevremizdeki insanlar da kendilerinin geçtikleri süreci baz alarak bu sürecin nasıl olması gerektiğini genelleyebilirler.


Ama kimin için, nasıl, ne kadar yas tutacağımız öngörülebilir olmadığı gibi, tamamen kişiseldir.


Bu nedenle yanlış inançlara aldanıp, kendimizi bu inançlara göre değerlendirirsek, acımızı büyütebilir ve durumumuzu karmaşıklaştırabiliriz.


Alıntılar: Marilyn Mendoza - Five Common Myths About Grief