top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Hayatımı kahve kaşıklarıyla ölçtüm

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

T. S. Eliot'ın şiirinde Prufrock, sıkıcı bir kayıtsızlıkla fısıldar: "Hayatımı kahve kaşıklarıyla ölçtüm."


Ölçe biçe, yönetmek istediği hayatı hep erteleyerek geçirir, ömrünü küçük sosyal ritüellerin içinde tüketir.


Sonunda geriye bakar; omuzlarında yaşanmış bir ömürden çok ertelenmiş karşılaşmaların ağırlığı vardır.


Pişmanlık bile yoktur artık. Sessiz bir "olmadı" duygusu kalır ondan geriye.



Eliot'ın şiirinden bu yana yüz yıl geçti. Viktor Frankl, teknoloji geliştikçe daha fazla yaşam aracına sahip olacağımızı ama uğrunda yaşayacağımız bir anlam bulamayacağımızı söylemişti.


Daha çok kontrol. Daha az anlam.


O zamandan bu yana günümüzü şekillendiren araçlar çoğaldı. Her şeyin bir uygulaması var. Hiçbir şeyin derinliği yok. Ölçmek, giderek yaşamanın yerini alıyor. Hayatımız metriklerin arasına sıkışıyor.


O kaşıklarla mezar kazar gibi hayatımızın içini boşaltıyoruz.



Scott Barry Kaufman, öğrencilerinden bir dönem boyunca her günün ne kadar anlamlı geçtiğini on üzerinden puanlamalarını ister. Bir süre sonra öğrenciler hangi puanın ne anlama geldiğini unutur. Bir öğrenci yanına yaklaşır ve şöyle der: "Sekiz olmak ne demekti, hatırlayamıyorum."


Kaufman, optimizasyonun sadece bazı işler için iyi bir araç olduğunu anımsatır. Hayatı derin ve anlamlı kılan şeyler için çoğu zaman yanlış araçtır.


"Optimizasyonun ruhu yoktur" diye yazar. "Ruh işleriyle sayı işlerini karıştırmayın."



Kaufman'ın uyarısını Küçük Prens'te de görmüştük: "Asıl olanı gözler göremez."


Peki nedir bu görünmez olan?


Telefonumuza kaç mesajın geldiğini sayabiliriz ama o tek mesajın içimizde kopardığı zelzeleyi hiçbir sayıyla gösteremeyiz. Beğenmemiz, o beğeninin derinliğini anlatmaz. Ölçebildiklerimiz, ölçmek istediklerimizin yanında neredeyse hiçtir.


Yine de sadece ölçebildiklerimizi hesaba katarız.


Bütün bir hayatı eksik yaşarız.



Belirsizliğe tahammül edemeyince onu veriye dönüştürüyoruz. Kaygı bir "stres puanı" oluyor. İlişki bir "kalite skoru." Hüzün ise "ruh hali grafiğinde bir düşüş."


Nietzsche, bu hesap tutma refleksini, gerçeklikten kaçışın son sığınağı olarak görür. Kaşıklar çoğaldıkça sığınak büyür. Hayat küçülür.


Filozof, sadece dans etmeyi bilen bir tanrıya inanır: "İnsanın içinde kaos olmalı ki dans eden bir yıldız doğurabilsin."



Benlik metrelerle, kilolarla, biten görevlerle oluşmaz. Hikayelerle oluşur. Yaralarla oluşur.


Sayılara indirgemiş bir hayat, sayılara indirgenmiş insanlar üretir. Kendimizi daha iyi anlamak için ölçtüğümüzü sanıyoruz. Ölçmeden duramayan insanlara dönüştüğümüzü fark etmiyoruz: Kaç beğeni, kaç paylaşım, kaç kalori, kaç mesaj, kaç sayfa…


"Öz-bilgi ancak anlatımla üretilebilir" diye yazar filozof Byung-Chul Han. "Benlik bir nicelik değil, bir niteliktir."



Prufrock şiirin sonunda boğulurken deniz kızlarıyla karşılaşır:


“Deniz kızlarının birbirlerine şarkı söylediklerini duydum. Bana söyleyeceklerini sanmıyorum.”


Bütün ömrünü hesaplayarak geçirmiştir. Kendini koruyarak. Yanlış anlaşılmaktan, reddedilmekten, hayal kırıklığından kaçınarak.


Ve sonunda dünyanın şarkısını dinlemek yerine kahve kaşıklarının sesini dinlediğini fark eder.


Bize Rumi’yi anımsatır:


“Aklını sat, hayreti satın al.”



Kaynaklar:

T.S. Eliot - The Love Song of J. Alfred Prufrock

Scott Barry Kaufman - Optimisation Has no Soul

Byung-Chul Han - Anlatının Krizi

Friedrich Nietzsche - Böyle Söyledi Zerdüşt

Viktor Frankl - The Unheard Cry for Meaning

Antoine de Saint-Exupery - Küçük Prens

Mevlana Rumi - Mesnevi

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page