Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Hatırlanıyorken ölmek mümkün mü?



Ana fikir: Dün Xiaomi Türkiye'nin Youtube kanalında izlediğim Anılar Müzesi’nden sonra aklıma gelenler: Belleğimiz zaman karşısında aciz kalıyor. Dün hatırlamak ve hatırlanmak için duvarları çiziyor, çocuklarımıza ve torunlarımıza kalacak portreler yaptırıyorken, bugün binlerce fotoğraf ve videoyu telefonlarımıza sığdırabiliyor, ardımızda geniş bir dijital anılar müzesi bırakarak unutulmama şansımızı artırıyoruz.





Romalı tarihçi Yaşlı Plinius, resim sanatının, birbirine aşık, genç bir çiftin ayrılığı sırasında başladığını iddia eder.


Sevgilisini unutmaktan korkan kadın, eline aldığı yanmış bir sopanın ucuyla sevdiği adamın duvara yansıyan gölgesini çizer.


Gerçek veya efsane olsun, Alain de Botton’a göre bu, sanatın asli görevlerinden birini hatırlatır:


“Sanat, sevdiklerimiz gittiğinde onlara tutunmamızı sağlar.”








Geçtiğimiz yüzyıla kadar, unutulmak istemeyen insanlar sanatçılara muhtaçtı. Yeterince parası olanlar, kendilerinin ve sevdiklerinin portrelerini yaptırıyorlardı.


Orta çağ portrelerine baktığımızda somurtmuş yüzler görür, acaba insanlar eskiden daha mı mutsuzdu diye düşünmeden edemeyiz.


Bazı sanat tarihçilerine göre, saatlerce gülümsemek zor olduğu için insanlar somurtarak poz vermişti.


Ancak bugün yaygın olarak kabul gören yanıt daha makuldür: tek poz hakkının olması.






Yaşamlarından geriye muhtemelen sadece bir portreleri kalacağı için, insanlar bu portrede bütün erdemlerini sergilemek istiyorlardı. Ciddiyet ve olgunluk bu erdemlerdenken, aşırıya kaçan gülümseme günahın ve deliliğin simgesiydi.