Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Hastalıklı bir kültürde sağlıklı kalmak




“İnsanın gelişimi ve kendini gerçekleştirmesi acı, üzüntü, keder ve kargaşa olmadan meydana gelebilir mi?”


Amerikalı psikolog Abraham Maslow olumsuz yanıt verir bu soruya. Hatta meslektaşlarına bir tavsiyede bulunur: insanları her acıdan ve üzüntüden korumaya çalışmaktan kaçının.


Çünkü acının ve üzüntünün gerekli olduğu dönemler olur; kızgınlığın, öfkenin, kıskançlığın hatta tiksintinin bile.


Oysa kişisel gelişimi ve kendimizi gerçekleştirmeyi delicesine övdüğümüz bugünlerde, bu deneyimlerin olmazsa olmazı olumsuz duygulardan ölümmüş gibi kaçıyoruz.


Psikolojik rahatsızlıkları hissettiğimiz “istenmeyen belirtilere” indirgediğimiz için yas, vicdan azabı, yalnızlık, suçluluk gibi duygulara bir an önce kurtulması gerekilen belirtiler olarak bakıyoruz. Modern yaşamın kahramanları ne yaşarsa yaşasınlar, olumsuz belirtiler göstermeyen kişiler oluyor artık.


Maslow bu bakış açısına karşı çıkıyor. Ona göre birçok durumda hastalıklı olan bu belirtileri göstermek değil, tam tersi; göstermemek:


“Acaba Naziler soykırım yaparken toplum içinde vicdan azabı çekenler mi daha sağlıklıydı yoksa hayatlarına “belirtisiz” şekilde devam edenler mi?”


Yalancılığın, ahlaksızlığın, zorbalığın ödüllendirildiği kokuşmuş bir kültüre belirtisizce uyum sağlamak mı sağlıklı olan, yoksa uyumsuzluk yüzünden acı çekmek mi? Kötü kalpli, fesat akrabalar tarafından onaylanmak mı sağlıklı olan, yoksa kendi odanda yalnızlığa çekilip hayaller kurmak mı?


“Bazı çocukların yaramazlıkları patolojik olabilir” diyor Maslow. “Ama birçoğunun haklı nedenleri var; sömürülmeye, baskıya, boşlanmaya, aşağılanmaya, ezilmeye karşı direniyorlar.”


Bir çocuğun ezilmeye, sömürülmeye, aşağılanmaya uslu uslu boyun eğmesi mi sağlıklı olan, yoksa kendi bildiği şekilde meydan okuması mı?


Psikolojik olarak kendimizi rahatsız hissettiğimizde geçmişimize bakar, nerelerde sorun yaşamış olduğumuzu bulmaya çalışırız. Oysa insanı o anki mevcut çevresinden ve toplumundan ayrı düşünemeyiz. Bugün gündelik hayatımızda deneyimlediğimiz tahammülsüzlüğün, isteksizliğin, çaresizliğin kökenleri yaşadığımız toplumla ilgili de olabilir.


Eşitsizliğin, adaletsizliğin, ekonomik sorunların, siyasi belirsizliğin arttığı bir toplumda belirtisiz kalmanın o kadar da sağlıklı olmadığını kabul etmeliyiz. Birçok insan aç yatarken, haksız yere tutuklanmışken veya keyfi şekilde işten çıkarılmışken kendimizi mutlu hissetmeye zorlamak, temel içsel değerlerimizin inkarı anlamına gelebilir.


Temel değerlerimizi yadsıdığımız her an, içten içe kendimizi aşağılık görmeye iter bizi. Kendi doğrularımıza rağmen çıkaramadığımız her ses, güçsüzlüğümüzün ve çaresizliğimin yankısı olur içimizde. Dolayısıyla duygularımızı yadsıyarak uyum sağlamaya çalışmak bizi depresyona itebilir.


Ancak Maslow’a göre böyle olmak zorunda değil. Alışmak ve uyum sağlamak yerine kendimizi nerede inkar ettiğimizi fark edebilmek doğru olanı yapmamıza, yenilenmiş bir yürekliliğe, haklı bir öfkeye ve artan bir özsaygıya yol açabilir.


“Kısaca” der Maslow, “insanın kendisi olma yolundaki gelişimi ve ilerlemesi ancak acı ve çatışma ile sağlanabilir.”


Alıntılar:


Abraham Maslow - İnsan Olmanın Psikolojisi