En içtekinin bilinmesine izin ver
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Geçmiş deneyimlerimizden ötürü sevmeyi ve sevilmeyi mutluluk ve huzurla değil de kaygıyla eşleştirdiysek, romantik ilişkilerimizde sürekli iki karşıt direncin mücadelesine tanıklık ederiz.
Bir yandan daha yakınlaşmak, birleşmek, bütünleşmek isteriz. Ancak yakınlaştıkça kaygımız artar, terk edilmekten, reddedilmekten, kontrolümüzü kaybetmekten korkarız.
Bu nedenle içten duygularımızla taban tabana zıt, tutarsız ve çelişkili davranırız.
--
Engin Geçtan’a göre duygularımızı içtenlikle yaşayamadan büyütüldüğümüzde, benliğimizin eksik kalan sınırlarını partnerimizle tamamlamaya çalışırız. Onu bağımsız bir varlık olarak görmek yerine, bir parçamız olarak algılar, en ufak farklılığa aşırı hassas hale geliriz.
Bazen de eski ilişkilerimizde öyle yaralar alırız ki, yeni ilişkiler yoğun kaygı yaratır içimizde.
İki durumda da bağlanmak hem haz, hem de ızdırap verir. Bir yandan bağımlılıktan ve kaygıdan kurtulmak ister, diğer yandan ilişkinin bitmesinden korku duyarız.
Çelişkili duygular çelişkili davranışlar yaratır.
--
Özleriz ama bunu söylemek yerine tartışma çıkarırız. Yanımıza gelmesini isteriz ama gelmemesi için her şeyi söyleriz. En çok ihtiyaç duyduğumuz an, muhtemelen onu en haksız yere suçladığımız ana dönüşür. Bunlar da yetmezmiş gibi, her şeye rağmen kalmasını, sevmesini ve ilgi göstermesini dileriz.
Benzer iki insanın arasındaki ilişkiyi Alain de Botton şu sözlerle anlatır:
“Yaptığımız suçlamaların ağırlığı ve saçmalığı, birbirimizden nefret ettiğimiz için değil, birbirimizi fazlasıyla seviyor olmamızdan kaynaklanıyordu. Birbirimizi bu kadar sevmekten nefret ediyorduk. ”
--
Yapılan bir araştırma, bu tür sabotajların altında beş neden bulguluyor:
1. Terk edilme, reddedilme, yarıda bırakılma, yeniden yalnız hissetme, terk edememe korkusu.
2. Kendini değersiz görme.
3. Güven sorunu.
4. Yüksek beklentiler, mükemmelliyetçilik.
5. Yetersiz iletişim becerisi.
İlişkimizi sabote etme nedenimiz ne olursa olsun, kurtulmanın yolu derinde yatan duygularımızı önce anlamaktan, sonra anlatmaktan geçiyor.
Bize tuhaf gelse de, aslında birçok film ve kitap bu tür içsel çatışmaları işliyor.
INTIMARE
Gündelik hayatımızda ilişkilerimizi sabote eden hatalı inançlarımızın farkına varmak, kabul etmek ve değiştirmek, içimize işlemiş dünya modelini de değiştirmeyi kapsadığı için çok zordur.
Will Stor’a göre çoğu hikayenin hemen başında, ana karakterin kusurlarını görme nedenimiz de budur. Ana karakter, bizim gibi, dünyayı olduğundan farklı algılar ve korkak, güvensiz, vurdumduymaz, bencil veya tuhaf davranır. Hikaye boyunca ondan değişmesini bekler, bize umut olmasını isteriz.
Çünkü asıl değişmek isteyen kendimiziz.
--
William Indick, benzer bir olguyu, Günden Kalanlar filmi üzerinden örnekler. Film boyunca vakur, gururlu başuşak Stevens ile kahya Bayan Kenton arasındaki ilişkide, duygulardan hiç söz edilmediği halde duygusal tansiyon o kadar yükselir ki, izleyiciler Stevens rolündeki Anthony Hopkins’e “Öp artık onu, seni aptal!” diye bağırmak ister.
Ama karakter ısrarla soğuk ve mesafeli davranır. Böylelikle kızsak da, onunla eşleşme yaşarız. Çünkü gündelik hayatımız içten içe ne yapmamız gerektiğini bildiğimiz halde tersi davranışlarımızla doludur.
--
Indick, hikayelerde dönüşüm geçiren karakterlerin yaşadığı en önemli kimlik krizinin kuşkuya karşı güven olduğunu söyler.
Kuşkulu kahraman, bir başka karaktere veya aşk ilişkisine güvenerek kuşkulu halinin üstesinden gelmek zorundadır. Şöyle der Indick:
“Karakter arasında duygusal yakınlık yaratmaya çalışırken hatırlanacak tek şey, Latince ‘en içtekinin bilinmesine izin ver’ anlamına gelen ‘intimare’ sözcüğüdür.”
“Kişisel ifşa, romantik karakterler arasındaki yakınlık yaratmanın anahtarıdır.”
--
Senaryo kuralı bizim gibi romantik ilişki sabotajcıları için de geçerli olabilir.
Belki benliğimizin sınırını oluşturamayan, bir önceki ilişkimizde çok kırılan, böylesine büyük duygularla ne yapacağını bilemeyen, ilişki içinde boğulmaktan, kaybolmaktan korkan, duygusal özgüveni yaralanmış veya gelişmemiş sevgililer olarak, güvenmeyi ve duygularımızı doğru bir şekilde anlamayı ve aktarmayı en baştan öğrenmemiz gerekir.
Yol uzun ve şüpheyle kaplıdır. Ama bir filozofun dediği gibi, aşıklar, yanılgıya düşerek aşık olma riskini, şüpheye düşerek aşksız kalma riskine tercih etmelidir.
Alıntılar:
Will Storr - The Science of Storytelling
William Indick - Senaryo Yazarları İçin Psikoloji
Engin Geçtan - İnsan Olmak
Alain de Botton - Aşk Üzerine
Karen Horney - İçsel Çatışmalarımız
Peel, Caltabiano - Why Do we Sabotage Love? A Thematic Analysis of Lived Experiences of Relationship Breakdown and Maintenance.







Yorumlar