Elveda derken Ruby'nin kollarına




Bir şarkı bir romanın oluşumuna ne kadar etki edebilir?


Kazuo Ishiguro, Günden Kalanlar’ı yazmak için gereken huzurlu ortamı bulmak adına “The Crash” diye isimlendirdiği bir silsileye başlar: Haftanın altı günü sabah 09:00’dan akşam 22:30’a kadar sadece yazar; email yok, telefon yok, yalnızca bir saat öğle yemeği, iki saat akşam yemeği arası. Dört haftanın sonunda muhteşem romanı Günden Kalanlar’ın taslağını tamamlamıştır bile.


Ta ki Tom Waits’ten Ruby’s Arms’ı dinleyeseye kadar.



Şarkıda Waits, bir askerin vedasını anlatır.


Vedayla yüzleşmekten korktuğu için sevgilisini uyandırmadan gitmeye yeltenen asker, kalbinin nasıl parçalandığını, basit kelimelerle, muhtemelen kendine de ilk defa itiraf etmektedir.


Özellikle, "yastık kılıfına dokunuyorum, başka da bir şey gelmiyor elimden..." dizesi, duygularını bir kol mesafedeki sevgilisine gösteremeyip, ona en yakın nesneye yönlendiren adamın acizliğini apaçık ortaya sererken, aklımıza Irvin Yalom'un "neden neredeyse tüm vakalarda fetişistler erkektir?" sorusunu getirir.



Günden Kalanlar'da da başuşak Stevens’ın övündüğü en büyük başarı, karşılaştığı en hüzünlü veya en heyecanlı anlarda bile ağırbaşlılığını koruyabilme halidir. Vakar der buna; bir “büyük” başuşağın sahip olması gereken en önemli özelliktir; gururlu olan ama kibirli olmayan bir ağırbaşlılıkla itaat hali.


Öyle ki roman boyunca itaat için en büyük tahakkumu kendi duyguları üzerine kurar. Değil duygularını, ağladığını bile fark etmez; bunu diğer karakterlerden öğreniriz. Mesela, aldığı kötü bir haber sonrasında servisine devam ederken bir konuğu söyler ona:


“İyi misiniz bay Stevens, sanırım ağlıyorsunuz?”


Ishiguro’nun planı vakarla başladığı romanı aynı vakarla bitirmektir. Ama Ruby's Arms çok etkilemiştir onu. “Waits, şarkının sözlerini öyle katartik bir ihtişamla söylüyor ki, hayatı boyunca çetin ceviz gibi görünen bir adamın metanetinin, karşı karşıya kaldığı hüznün altında nasıl da ufalandığını hissediyorsunuz,” onun sözleridir bu.


Şarkıdan sonra romanın kurgusunu değiştirmeye karar verir.


Bir avuç baharat; romanın ana karakteri Stevens da, şarkıdaki asker gibi, sadece bir kez, bir noktada, duygularını dışa yansıtacak ve nasıl kırıldığını itiraf edecektir.


Romanı aylar evvel, büyük bir zevkle okumuştum. Altı sene önce yayımlananmış The Guardian röportajını okuyunca içimde beliren yeniden okuma isteğine dayanamadım ve yine başladım. Sonlara doğru bahsettiğim o baharatlı noktayla karşılaştım. Ruby’s Arms dinleyerek harflerin üstünden geçtim ve diken diken olan tüylerimle, daha önce karşılaştığımız halde, yeniden buluştuğumuzda içimizi bambaşka hislerle donatan bütün o “yeni bilgilere” teşekkür ettim.


Şarkının çevirisini paylaşmak istedim. Ama uyarayım; kendi algım, dolayısıyla kendi kelimelerim.



Ruby'nin Kolları


Ardımda bırakıyorum,

seninleyken giydiğim bütün kıyafetlerimi

tek ihtiyacım olan yolculuk botlarım

ve deri ceketim.

Elveda derken Ruby'nin kollarına,

kalbim kırılıyor olsa bile

gizlice çekip gideceğim pencerenden.

Birazdan uyanacaksın.

Sabah ışığı yıkıyor yüzünü,

her şey maviye dönüşüyor şimdi.

Yastık kılıfına dokunuyorum,

başka da bir şey gelmiyor elimden.


Elveda derken Ruby'nin kollarına,

farklı bir asker bulacaksın yakında

Ve tanrıya yemin ederim, noel vakti geldiğinde

bir başkası sarılıyor olacak sana.

Yanıma aldığım tek şey

çamaşır ipindeki eşarbın

aceleyle geçiyorum çekmecelerini

soluğun çınlarken derinden.

Elveda derken Ruby’nin kollarına,

Elveda diyorum Ruby’nin kollarına.


Kararmış koridordan ihtiyatla yürüyüp

çıkacağım günün sabahına.

İstasyonda yaktıkları ateş

henüz sönmemişken söylendi berduşlar,

“bu ne baş belası yağmur, yüce İsa.”

Biri beni trene kadar geçirmeyecek mi?

Bir daha asla öpmeyeceğim dudaklarını,

ya da kırmayacağım kalbini.


Elveda derken Ruby’nin kollarına,

elveda diyorum Ruby’nin kollarına.





Alıntılar:


The Guardian - Kazuo Ishiguro: how I wrote The Remains of the Day in four weeks

Tom Waits - Ruby's Arms