Eşikte Beklemek



İçeriye girmek istiyorsun ama kapının önünde bir bekçi duruyor. Sen de bekçiye doğru ilerliyor ve ondan seni içeri bırakmasını rica ediyorsun. Ancak bekçi “şimdi giremezsin” diyor.


Düşünüyorsun. “Peki, sonra girebilir miyim?” Bekçi “olabilir” diyor, “ama şimdi giremezsin.” Sen içeriyi görmek için zıplayınca bekçi gülüyor, “madem o kadar girmek istiyorsun, bana rağmen girmeye çalış. Ama bil ki ben senden güçlüyüm ve içeride de yüzlerce kapı var ve her kapının önünde benden bile daha güçlü bekçiler duruyor.”


Sana tuhaf geliyor, çünkü içerisinin herkese açık olduğunu düşünüyorsun ama bekçiden korktuğun için siniyorsun. “En iyisi izin vermesini beklemek” diyerek beklemeye başlıyorsun. Bekçi de sana ve kendisine bir tabure getirip yanında oturuyor.


Günler, haftalar, yıllar geçiyor. Bazen bekçiyle karşılıklı konuşuyorsunuz ama bekçi içeri girmene asla izin vermiyor. Orada o kadar çok bekliyorsun ki artık bekçinin saçındaki pireleri bile tanıyorsun. Hatta içeriye girmek için birkaçına rüşvet teklif ediyorsun.


Bütün hayatın boyunca o kapının önünde bekliyorsun, artık sağlığın tükeniyor; gözlerin görmez, kulakların duymaz oluyor. Öleceğini anlayınca bekçiyi çağırıyorsun yanına. Çünkü son zamanlarda bir soru dolanıp duruyor kafanda. Bekçi öfleye püfleye geliyor, “Ne var?” Sen de aklındaki soruyu soruyorsun:


“Kimse dışarıda kalmak istemez. O halde nasıl oluyor da bunca yıl benden başka hiç kimse bu kapıdan girmeye çalışmadı?”


Yüzünü ekşiten bekçi kulağına doğru eğilip bağırıyor, çünkü artık duymuyorsun:


“Bu kapıdan senden başka kimse giremezdi. Çünkü bu kapı yalnızca senin içindi.”


“Ama artık kapatıyorum.”



…..



Yeni yıla Kafka’dan alıp değiştirdiğim bir metin ile girdiğim için özür dilerim. Bunun canlı bir bahar sabahı Düş Sokağı Sakinleri dinleyerek kırlarda koşmak, kucakladığın gözleri şaşkınlıktan faltaşı açılmış bir tavşanı "ölümler çıplak gelir" diyerek dudağından öpmek türünden tezatlık barındırdığının da farkındayım.


Ama yeni yıl, çok sayıda insanın karar aldığı dönem; dışımız iyileşirse belki içimiz de iyileşir umuduyla başladığımız diyet ve sporlar, irademizi güçlendirmek için hap alır gibi okuduğumuz kitaplar, güvende hissetmek için kazandığımız paralar.


Bunlar olsa olsa ikincil konular. Sahip oluncaya dek çözüm sandığımız, sahip olunca da beklediğimiz yararı göremediğimiz dış yardımlar.


Aslında hepimiz gizli gizli biliyoruz; asıl almamız gereken ciddi kararlar, irade göstermemiz gereken konular bunlar değil. Asıl kararlar ne yazık ki içlerinde terk etmeyi, yüzleşmeyi, açığa çıkmayı, diklenmeyi, özür dilemeyi, affetmeyi, dibe dokunmayı barındıran zor şeyler.


Kafka’nın Dava’sından alıp anlatımını değiştirdiğim bu meseli bir rahip aktarıyor. Aktarmadan önce de kendi içsel/varoluşsal yargılanmasından cezasız kurtulmak için avukatlardan, hakimlerden, hatta mahkeme katiplerinden yardım arayıp bulamayan Josef K’ya şöyle bağırıyor:


“Çok fazla dış yardım arıyorsun, atman gereken o tek adımı gerçekten göremiyor musun?”


Eşikte bekliyoruz.


Belki de yıllardır.


Uygun zamanda, uygun üslupta, uygun rahatlıkta içeriye girebilmek için.


Sonra birden bire kapı kapanıveriyor.


Yıllardır konuşmadığım babamın cenazesinde olduğu gibi.