Duyarlılıktan utanmak
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Dünyanın en önemli şarkıcı ve söz yazarlarından Alanis Morissette bir gün televizyon karşısında ağlarken babası hüzünle ona bakar ve şöyle der:
“Özür dilerim kızım, çocukken de böyle seninle ne yapacağımızı bilemezdik.”
Yanlış değerlendirilmekle geçen çocukluğuna ilişkin bütün o tuhaf yalnızlığının birden anlam kazandığını söyleyen Morissette yine de üzgündür:
“Keşke bazı şeyleri göz önünde tutabilselerdi. Böyle utanç içinde büyümezdim.”
Henüz küçük yaşta sanatla iç içe olan şarkıcı, aşırı duyarlı yapısı hakkında şaşırtıcı bir beyanda bulunur:
“İnsanlar duyarlılığımdan kaynaklanan meyveleri yemeyi seviyorlar. Ama duyarlılığımı sevmiyorlar.”
“İlginç bir kombinasyon değil mi? Aynı şey için hem sevilip, hem de itilmek?”
--
Bir başka büyük söz yazarı ve şarkıcı Bruce Springsteen ise otobiyografisinde yedi yaşındaki duyarlı halini anlatır:
“Babam beni severdi ama bana katlanamazdı. Çünkü içten içe ona benziyordum. Onun da öfkesini alsak geriye ürkeklik, utangaçlık ve güvensizlik kalırdı ama onun içinde sakladığını ben dışarıdan gösteriyordum. Yumuşak olmama dayanamıyor, bana sürekli anasının oğlu diyordu.
Çünkü annem nazik, şefkatli ve başkalarının hislerine karşı duyarlıydı.
--
Duyarlılığın utandırılmasıyla sık karşılaşırız.
En zor anlarında duyarlılığımız sayesinde nefes alan tanıdıklarımız bile biraz rahata erince duyarlılığımızı sıkıcı bulur ve şöyle der:
“Bu kadar ince düşünme.”
Bunun, yeşil gözlü birine “bu kadar yeşil gözlü olma” demeye benzediğini söyleyen psikolog Gabor Mate, duyarlılığın toplumda hastalık gibi göründüğünü söyler.
Sonunda biz de duyarlı yanımızdan utanmaya başlarız.
GÜZEL OLMA HALİ
“Duyarlılık, hala kurtuluş vaat eden yegane insan yeteneğidir,” der Wilhelm Schmid.
Haklıdır. Gerçekten de duyarlılık, derinlemesine düşünme, ince ayrıntıların farkına varma, empati kurma, şefkat gösterme, güçlü sezgilere sahip olma, kendini bütünün parçası olarak hissetme gibi birçok harika bilişsel özelliği içinde barındırır.
Ancak duyarlılık gösterdikçe utandırıldığımız için bu nimetlerin nadiren farkına varırız.
Duyarlılığı kırılganlıkla ve güçsüzlükle eşleştirir, onu sürekli taşımamız gereken, stres dolu bir lanet gibi görürüz.
Ancak zamanla anlarız ki, güçsüzlüğümüz aslında sahip olduğumuz bu hediyeleri reddetmekten kaynaklanır.
Duyarlı yanımızı sahiplendikçe özgüvenimiz ve özsevgimiz artar; çok daha güç kırılırız.
Yani duyarlılık aslında bir oluş halidir.
“Tanıdığım en güzel insanlar,” der Kübler-Ross, “yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş kişilerdir. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar.”
“Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar.”
Şarkı sözlerine odaklanmayı seven biri olarak yıllardır Alanis Morissette’in ilginç bir dille yazılmış “Joining You” şarkısını büyük bir hazla dinlerdim.
Morissette, şarkıyı evden kaçtığı için ebeveynlerini endişelendiren, aşırı duyarlı ruh ikizi için yazmıştı.
Bugün, bu saatte sözleri çok daha anlamlı geliyor:
“…sen akıl karıştırıcıydın, sen yoğundun, sen kendi bedeninde rahatsızdın, sen susamıştın ama en önemlisi sen güzeldin.”







Yorumlar