top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Dostoyevski, Nietzsche ve yeraltı insanı

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Mükemmelliyetçiliği nedeniyle yıllar boyu terapi alan Brene Brown, ne kadar ilerleme sağlarsa sağlasın, çevresindeki insanlara karşı duyduğu gücenme ve hınç duygusundan bir türlü kurtulamaz. Herkesin ona bir şekilde haksızlık ettiğini düşünür.


Bir gün, programına katılan duygular konusunda uzman profesöre yayın arasında sorar: “Hınç duygusunun kaynağı öfkedir, değil mi?”


“Hayır” der uzman profesör, “gücenme ve hınç duygusunun asıl kaynağı imrenmedir.”


--


Gerçekten de Brown, çevresindekilerin yaptıklarından öfke duymaz, onların sahip oldukları olanaklara sahip olmak ister.


Örneğin, ara ara dinlenen iş arkadaşlarına duyduğu gücenikliğin asıl nedeni onların tembelliği değil, kendisini dinlenmeye layık bulmamasından kaynaklanır.


Eşine, fazla rahat diye gücenir, oysa içten içe kendisi de rahat olmak ister ama mükemmeliyetçiliği izin vermez.


Yani yıllar boyunca mükemmeliyetçiliğini özveri sanmış, kendisi kadar çabalamayan herkesi, içten içe tembellikle ve bencillikle suçlamıştır.


--


Artık ne zaman gücenmiş hissetse, o an neye imrendiğini düşünür. Gücenikliğinin şiddetini ise kendisine şu soruyu sorarak ölçer:


“Bu kişiye hangi berbat ve suçlayıcı şeyi söylemeyi hayal ediyorum?”


Çünkü gücenme ve hıncı tetikleyen faktörler adaletsizlik, hayal kırıklığı, saygısızlık, sınırların ihlal edilmesi olabilir. Ancak onu karabasana dönüştüren şey güçsüzlüğümüzün yarattığı öç alma fantezileridir.


--


Bazen çok büyük bir haksızlığa uğradığımızı düşünsek bile, karşı koymanın bizim için zararlı olacağına inanır, bu nedenle harekete geçmeyiz.


Bunun yerine o haksızlık anını aklımızda sürekli tekrarlar ve kafamızdan intikam senaryoları üretiriz.


Öyle ki, Gilles Deleuze, “Hınçlı insan kimdir diye soruyorsak şu ilkeyi unutmamalıyız,” der: “Hınçlı olan tepkimez.”


O, kabuğuna çekilir ve orada hayaller kurar. Kendini ne kadar güçsüz hissederse, hıncı o kadar büyür, sonunda bütün dünyayı kaplar.


Yeraltından Notlar’da olduğu gibi.


YERALTI İNSANI


Dostoyevski’nin romanı, o unutulmaz “Ben hasta bir adamım,” cümlesiyle başlar. Daha ilk sayfalarda kabuğuna çekilmiş, insanlardan nefret eden kindar bir adamın kendini küçümseyen sözcükleriyle karşılaşırız.


Tıbba saygısı olduğu halde tedavi kabul etmez. Çünkü asıl hastalığının nedeni başkadır.


Her şeyi herkesten daha fazla anlıyordur.


“Baylar,” der, “yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır.”


--


Bir taraftan kendini çok zeki bulan yeraltı insanı, diğer yandan bu akla, zekaya, ahlaka sahip olmasına rağmen diğerlerinin hayatında bu kadar önemsiz kalmasının acısını çeker.


Yeraltı insanına göre sıradan insan ahmaktır ama hiç olmazsa sınırları ihlal edildiğinde, o hayvani refleksiyle kendini savunur. O ise, her şeyi çok anladığı, ölçüp biçtiği, dışarıdan nasıl görüneceğini çok düşündüğü için sürekli şüpheye düşer ve asla eyleme geçemez.


Böyle bir canlı ne yapar? Kuyruğunu kıstırıp yeraltına kaçar. Orada kırk yıl boyunca intikam hayalleri kurar.


--


Dostoyevski hakkında “kendisinde öğrenecek bir şeyler bulduğum biricik psikologdur” diyen Nietzsche’ye göre asıl tehlike bu güçsüzlüğü bir ahlaklılık maskesiyle gizlememizde yatar.


Brene Brown’un mükemmelliyetçiliğini özveri maskesi ardına saklaması gibi, kendimizi ortaya koymamayı da nezaket, farkındalık, sevap olarak yorumlayabiliriz.


Tam tersine, bu savunma mekanizmasını çözdüğümüzde karşımıza iki sonuç çıkar:


1. Ya gerçekten saldırıya uğruyoruz


2. Ya da aşağılık duygumuz yüzünden abartılı tepki veriyoruz.


--


Nietzsche, hınçla dolmuş bir belleğin, bilinci işgal ettiğini söyler. Oysa filozofa göre bu duygu mükemmel bir öğretmene dönüşebilir:


1. Kendimi dürüstçe ifade etmemi engelleyen ne?


2. Kendimde olmadığını düşündüğüm için acı çektiğim vasıflar neler?


Bu iki sorunun cevabı, belki de en büyük hınç kaynağı olan “yaşanmamış bir hayatın suçluluğunu” azaltmamıza yardımcı olabilir.


“Unutma” der bilge kişi, “Hınç, kendimiz içtiğimiz halde başkasının ölmesini beklediğimiz zehirdir.”



Kaynaklar:

Fyodr Dostoyevski - Yeraltından Notlar

Friedrich Nietzsche - Ahlakın Soykütüğü Üstüne

Friedrich Nietzsche - Putların Alacakaranlığı

Brene Brown - Atlas of the Heart

Jordan Peterson - Beyond Order

Robert Solomon, Kathleen Marie Higgins - What Nietzsche Really Said

Sinem Yalçın - Nietzsche ve Max Scheler’de Ressentiment Kavramı

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page