Doğum sırası kişiliği etkiler mi?




Yaptığım anket storylerinde çok sık karşılaştığım ve beni meraklandırdığı için Fleabag’e başladım. Şimdilik sadece üç bölüm izledim ama epey eğlendim. Karamsar mizahının yanında dikkatimi çeken bir başka şey de dizideki iki kız kardeşin kişilik özelliklerinin, en azından ilk üç bölüm için, Alfred Adler’in “Doğum Sırası Teorisi” ne uymasıydı.


Alfred Adler'in teorisine göre kaçıncı kardeş olduğumuz kişiliğimizi belirliyor. İlk doğan olmak, ikinci doğan olmak, son doğan olmak ve ortanca kardeş olmak bizi farklı kişilik özelliklerine yönlendiriyor.


Adler’in teorisine göre ilk doğan çocuklar, daha çok liderlik özellikleri sergiliyorlar, kurallara bağlı olmaya daha yatkın oluyorlar ve kendi koydukları hedeflere ulaşmak için daha çok çabalıyorlar. Bir zamanlar tek başlarına sürdürdükleri saltanatı paylaşmak zorunda kaldıkları için tahttan indirilmeye karşı duyarlı oluyorlar; hayatlarının ilk zamanlarında ebeveynlerinin “bölünmemiş ilgisine” mazhar oldukları için, daha sonra kaybettikleri tahtı, geleneksel olarak daha saygıdeğer mesleklere yönelerek telafi etmeye çalışıyorlar. Genellikle anne ve babaları ebeveynlik konusunda deneyimsiz olduğu için her şeyi tuhaf bir yoğunlukta yaşıyorlar.


Teori, en küçük çocukların kendilerini daha az becerikli ve daha az deneyimli hissettiğini öngörüyor. Bu nedenle, hep de etrafta birileri olduğu için, işleri başkalarına yaptırma konusunda uzmanlaşıyorlar. Kendilerinden ziyade başkalarının koyduğu hedeflere ulaşmaya çabalıyorlar, bu nedenle imajlarının çekici ve popüler kalması onlar için önemli sayılıyor. Eğer iki çocuklu ailenin küçükleriyse, kendilerini sürekli bir rekabette hissediyorlar. Bu rekabette asla kazanamayacaklarını hissederlerse daha karamsar bir kişiliğe dönüşebiliyor veya başka bir ödülle telafi etmeye çalışıyorlar.


Teoriye göre ortadaki çocuk olmak, hiç olmamak gibi. Hiçbir zaman ailenin bölünmemiş ilgisine mazhar olunmadığı gibi, daha sonradan doğan kardeş yüzünden en küçük çocuk olma şansları da ellerinden alınmış oluyor. Bu nedenle kendilerini özel hissetmedikleri gibi, reddedilmiş de hissedebiliyorlar. Ama hep ortada oldukları için denge duyguları gelişiyor ve bu nedenle sosyal ilişkilerinde daha başarılı olabiliyorlar.


Tek çocuk olarak yetişenler ise hem bütün ilgiyi ve aile kaynaklarını, hem de bütün baskıyı yaşıyorlar.


Peki bu teori bilimsel araştırmalar tarafından destekleniyor mu? Açıkçası biraz sorunlu. Öncelikle ölçüm yapmak kolay değil. Çünkü devreye birçok faktör giriyor; çocuklar arasındaki yaş farkı, çocukların cinsiyetleri, ailenin sosyoekonomik durumu, çocukların hastalıkları vs.


Örneğin klasik bir araştırmada astronotların çoğunun ilk doğan olduğu bulgulanıyor. Ancak bu ilk doğanların mükemmel astronot kabiliyetleri olmasından ziyade (bunlar her neyse), ailelerinin daha az geniş olmasından kaynaklanıyor. Çünkü ne kadar çok kardeşiniz varsa, büyük ihtimalle o kadar kötü sosyoekonomik şartlar altında yaşıyorsunuz ve astronot olma ihtimaliniz düşüyor.


Her ne kadar küçük ölçekli araştırmalarda teoriyi destekleyen sonuçlar bulgulansa da, geniş ölçekli araştırmalar yapıldığında, örneğin 20.000 kişilik bir araştırmada büyük, küçük ve ortanca kardeşler arasında önemli bir karakter farkı gözlemlenmedi. Konu hakkında yapılmış, benim bildiğim, en kapsamlı araştırmada ise (2015 yılında 377.000 lise öğrencisi üzerinde yapılan araştırma), arada çok küçük bir fark olsa da, ilk doğanların işlerine daha bağlı, daha dışadönük, liderlik etmeye daha istekli, daha toleranslı ve duygusal olarak daha stabil olduğu bulgulandı.


Ancak farklılıklar çok küçük olduğu için bu araştırmada bile araştırmacılar, kişinin karakterini şekillendirmede doğum sıralamasına verilen önemin abartıldığı sonucuna vardı:


“Ailede bulunduğunuz sıralama elbette kişiliği etkiliyordur, ama bu, her ailede aynı şekilde olmuyor. Yani etki var ama bu sistematik bir etki değil."


Araştırmada ilk doğanların IQ’sunun çok az da olsa daha yüksek olduğu bulgulandı. Bunun nedenini ise, daha çok, ilk yaşlarda deneyimledikleri ebeveynlerin bölünmemiş ilgisine bağlıyorlar.


Biyolojik değil de çevresel olduğunu da şöyle test ettiler; abileri / ablaları erken yaşta vefat eden çocuklara baktılar. Diğer sonradan doğanlarla karşılaştırıldıklarında, bu çocuklar zeka testlerinde daha yüksek skor aldılar.


Sonuç olarak, doğum sırası elbete kişiliği etkileyebilir. Ama bunun Adler'in dediği gibi her insanda aynı şekilde olduğuna dair hiçbir bulgu bulunmuyor. Doğum sıralamasındaki konumumuzun, yaşadığımız toplum, kardeş sayımız, kardeşlerimizle aramızdaki yaş farkı, kardeşlerimizin cinsiyetleri ve ailemizin sosyoekonomik durumu gibi faktörlere bağlı olarak kişiliğimize etkisi değişkenlik gösteriyor.


Alıntılar: Susan Krauss Whitbourne - Is Birth Order Destiny?

Corinna Hartmann, Sara Goudarzi- Does Birth Order Affect Personality?