Derin sohbet özlemi
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Derin sohbetleri özleriz. Ve bazı insanlar, biz konuşurken öyle dikkat kesilirler ki sanki onların bir sırrını ortaya seriyormuş gibi hissederiz.
Kendi derinlerine girmiş, canavarlarıyla karşılaşmış, kilitli kapılarını açmış bu kişiler, en sıradan sandığımız yönlerimizde bile merak uyandıran bir şey bulurlar.
Sanki hikayemizi çoktan yaşamış ve geri dönmüşlerdir.
Bizi tanırlar.
…
Winston Churchill'in annesi Jenny Jerome, iki gece üst üste eski başbakanlarla akşam yemeğine çıkar. Şöyle der:
“Bay Disraeli ile yemeği bitirdiğimde, onun İngiltere'deki en zeki adam olduğunu düşündüm.”
“Bay Gladstone ile yemeği bitirdiğimde ise, kendimi İngiltere'deki en zeki kadın gibi hissettim.”
İki parlak adam. Ama bazıları kendi cevherini göstermek için uğraşır, bazısı içimizdeki cevheri ortaya çıkarır.
…
Psikolog Carl Rogers, en kırılgan düşüncelerini paylaştığında hep aynı şeyi fark eder: "Bunu kimse anlamaz" diye korktuğu şeyler, tam da en derin yankı uyandıranlar olur.
En kişisel sandıklarımız evrenseldir. Kendi çatlaklarımızdan bütün insanları görürüz. Her duraksamada, her savunmacı kinayede, her itiraf edemediği cümlede ortak bir insanlık ifadesi okuruz.
Herkesin hikayesinde kendimizi, kendi hikayemizde herkesi fark ederiz.
…
Dostoyevski, hiç olmazsa tek bir insanla, sanki kendi kendineymiş gibi her şeyi konuşabilmeyi isterdi. Çoğumuz bir başımızayken bile kendimize karşı dürüst olamıyoruz.
Kaçıyoruz.
Ama derinlere inip bütün insanları birbirine bağlayan bağları fark ettiğimizde, yanımızdaki insanın cümlesini yarıda bırakışında, gözlerini kısmasında, kelime seçiminde kendimizi tanırız.
“Mükemmel ilişki süreci, bizim yola çıkışımızdan dolayıdır.” diye yazar Martin Buber, “diğer taraf sadece başımıza gelir.”
İnsan, karşılaşmada vuku bulur.
…
Psikolog Sidney Jourard, burada bir paradoks fark eder: Kendimizi başkasına açmadan kendimizi bilemeyiz. Çünkü içimizdeki çoğu şey belirsiz, şekilsiz durur; ancak birine anlatırken somutlaşır. Ve sürekli saklayan insan sadece başkalarından değil, kendinden de uzaklaşır. Maskeyi çıkaramaz hale gelir.
Ama bilemediğimiz bir şeyi nasıl açarız?
Adım adım. Bir şey keşfederiz, onu paylaşırız, paylaştıkça bütünleşiriz, bütünleştikçe daha çok keşfetmek ve anlatmak isteriz.
"Evet," deriz, "ben biri tarafından anlaşılan bir canlıyım."
…
Ama derinlere her inen orada kökleri bulmaz. Kimisi kendine o kadar odaklanır ki, kendini tanıyamadan kaybolur. Sadece kendi yankısı vardır. Cümlemizi bitirmemizi beklemezler, kendi hikayelerine dönerler.
Yaralarından, keşiflerinden, farkına vardıklarından bahsederler. Sohbette bize yer bırakmazlar. Bizi masadan kaldırıp yerimize peluş bir oyuncak koysalar fark etmezler.
Evet kapılarını açmışlardır. Ama insanlığı unutmuşlardır.
Derine inenin bir yüzünün yeryüzünde olması gerekiyor.
…
İçinde yaşadığımız kültür bizi kırılgan bir narsisizme iter. Sanki gösterişli hikayelere sahip değilsek ilgiye değer değilmişiz gibi hissederiz. Yavaş yavaş Bay Disraeli’ye dönüşürüz. Tavuskuşu gibi sergileriz kendimizi, karşımızdakini seyirciye indirgeriz. Dışarıdakileri gösteririz ama içerisi sevilsin isteriz.
Derin sohbetleri özleriz; ama onu sanki hayatımızın aşkını bekler gibi bekleriz. Öyle biri gelecek ki mükemmel bir eşleşme olacak, konuşma kendiliğinden akacak… Ve basit bir sohbet arzusu, ütopyaya dönüşür.
Derinlemesine konuşacak insan mı yok, yoksa yeteneğimizi mi kaybediyoruz?
…
“Dikkat,” demişti Simone Weil, “bir insana gösterebileceğimiz cömertliğin en nadir ve saf biçimidir.”
Kendi cevherimizi göstermek için telaşlanmadığımızda, çevremizdeki cevherleri fark etmeye başlarız. Onları fark ettiğimizde ise kendi içimizdeki cevheri gerçekten tanırız.
Gün gelir, karşımızdaki insan sıradan bir şey anlattığını sanır. Bizim gözlerimiz parlar. Sanki o hikayeyi çoktan yaşamış ve geri dönmüşüz gibi. Sanki bizim sırrımızı ele veriyormuş gibi.
Ki bu doğrudur. En derine inen için artık tek bir hikaye vardır: Bütün insanlığın hikayesi.
Kaynakça
Carl Rogers - Kişi Olmaya Dair
Martin Buber - Ben ve Sen
The School of Life - Relationships
Sidney Jourard - The Transparent Self
F. Dostoyevski - Budala







Yorumlar