Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Değersizlik duygusunun çevremize etkisi




Değersizlik duygusunu yoğun şekilde yaşayan insanların pek azı, hissettikleri bu duygunun çevresindeki insanların hayatlarını nasıl etkilediklerini fark eder.


Oysa içimizdeki değersizlik duygusu genişledikçe, etrafımızdaki insanlara yönelik algımız da bozulmaya başlar.


Engin Geçtan, değersizlik duygusu yaşayan bir insanın, diğer insanları ya kendisinden üstün, ya da aşağı gördüğünü söyler. Yani bir eşitleri yoktur. Kendisine benzeyen insanlar elbette vardır; ama onları kendi zayıflığını hatırlatan aynalar olarak gördüğü için küçümser.


Değersizlik duygusuyla boğuşan kişi, kendisine tanımadığı hakları başkalarına tanımaya meyil eder. Ama sıklıkla yakın çevresi, yani kendisine bağımlı gördüğü eşi, sevgilisi, çocuğu ve arkadaşları bu tutumun dışında kalır. Çünkü onları da kendi değersizliğinin bir uzantısı olarak görür.


“Aslında” der Geçtan “başkalarını küçümseyen insan, kendisini de küçümseyen, dolayısıyla küçümsenmekten korkan kişidir. Bir başkasının onu küçümsemesi, aslında kendisinin de kendisini küçümsemekte olduğu gerçeği ile yüzleşmesine neden olur.”


Diğer taraftan, yücelttikleri insanlara karşı da bilinçdışı bir düşmanlık taşırlar. Çünkü onların varlığı kendilerine yetersizliklerini hatırlatır. Bilinçdışındaki düşmanlık duygusu yoğunlaştıkça, hayranlıkları da artar. Ta ki, hayran oldukları kişinin bariz bir açığını yakalayıncaya dek.


Geçtan, bu durumun toplumumuzdaki yansımasını şöyle vurgular:


“Bir insanı önce yüceltip daha sonra onu devirmeye çalışmak toplumumuz bireylerinde oldukça sık görülen bir olgudur.”


Yani, değersizlik duygusuyla boğuşan bir kişinin hayatında genellikle sadece onun değersizliğini ya da yetersizliğini hatırlatan kişiler vardır.


Kendisine bağlananları küçümser, hayran olduklarının hatalarına karşı ise tetikte bekler.


Böyle bir hayatın sadece o birey için değil, çevresindekiler için de ne kadar zor olduğunu bir düşünün.


Alıntılar:


Engin Geçtan - İnsan Olmak