Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

covid aşısı ve komplo teorileri




1. Komployu gerçekleştiren kişiler, komployu becermek konusunda “her şeye gücü yeten” konumuna çıkarılır. İnsan davranışlarının ne kadar kusurlu olduğu unutulur. Bu insanların mükemmelleştirilmesi ve sorunsuzlaştırılması arttıkça, o komplonun doğru olma ihtimali azalır.


Komplomuzdaki kişiler o kadar mükemmel ki, önce küresel bir salgın yaratıyorlar. Daha sonra ürettikleri mRNA aşısıyla “genetik kodları” DİLEDİKLERİ GİBİ (neyi, neden dilediklerini bilmiyoruz) değiştirmekle kalmıyorlar; enjekte ettikleri MİKROÇİP sayesinde kişilerin bilgilerini (hangi bilgilerini acaba?) bir veritabanına çekebiliyorlar.


2. Komplo karmaşıklaştıkça, yani başarıya ulaşması için ihtiyaç duyduğu unsur sayısı fazlalaştıkça komplonun doğru olma ihtimali azalır.


Komplomuzda aşıyı herkese yayabilme tutkusuna sahip, nüfuzlu bir milyarder (Bill Gates), herkes aşılansın diye uluslararası çapta bir virüs salgını (Covid-19), yüzlerce psikopat bilim insanı, genetik kodları Bill Gates'in isteği doğrultusunda değiştirebilen bir teknoloji gerekiyor.


3. Komplo ne kadar büyük bir sisteme (birime, bölüme, bütüne) yönelikse, komplonun doğru olma ihtimali azalır.


Komplomuz bütün dünya nüfusunu kapsıyor. Sanırım gelmiş geçmiş en kapsamlı komplo teorisi olabilir. Her ne kadar piramitleri uzaylıların yapması olaya bütün galaksileri dahil etseydi de, illiyet bağı olarak dünya üzerindeki her vatandaşı ilgilendirmiyordu.


4. Komploya gündelik sıradan olaylara, olma ihtimali daha düşük olaylar eklemlendikçe, doğru olma ihtimali azalır.


Komplomuzun gerektirdiği olay örgüsü; küresel bir salgını, şeytani bir milyarderi, kötü emelleri için bütün insanların DNA'sını değiştirmeyi kabul edecek psikopat bilim insanlarını ve en önemlisi, hiçbir bilimsel altyapısı olmadığı halde oturduğu yerden böyle bir komplonun farkına varabilen binlerce sıradan vatandaş varken bu büyük oyunu göremeyen yüz binlerce sıradan bilim insanını kapsıyor.


5. Komplo unsuru olan kişilere ve makamlara yönelik düşmanlık, dolayısıyla kuşku ne kadar yüksekse, komploda parmağı olduğuna inanma isteği o derece artar. İnanç arttıkça irdeleme gücü azalır. İrdeleme gücü arttıkça komplonun doğru olma ihtimali azalır.


Komplonun asıl çocuğu Bill Gates olsa da, ülkelere göre Bill Gates'in amacı değişebiliyor. ABD'dekiler Bill Gates - Rusya - Komunizm üçlemesi üzerinde dururken, Avrupa'daki bazı neonaziler olayı "saflıklarının bozulması" veya ülkemizdeki gibi "erkekliğin dönüştürülmesi, kısırlığa yol açması" gibi sebeplere bağlayabiliyorlar.


Sonuç: Halihazırda komploya inananların ortaya koyabildikleri güçlü kanıtlar olmadığı gibi, hikayelerinde büyük mantıksal boşluklar bulunuyor.


İnsanların temkinli yaklaşması, daha çok bilgi sahibi olmak istemeleri, tek amaçlarının kar elde etmek olduğunu bildikleri ilaç şirketlerinin söylemlerine şüpheyle yaklaşmaları olağan, hatta çoğu zaman vatandaşlık görevi olarak bile görülebilir.


Şüphe, hakikati bulma yolunda en güçlü itici güçtür.


Ancak komplo teorilerimiz sıklıkla akılcı şüpheden değil, körü körüne inançtan kaynaklanıyor. Zira bu kadar karmaşık olayları eldeki zayıf verilerle bu kadar zorlamacı ve keskin sonuçlara bağlayabilmek ve sorgulamamak akıl yürütme değil, inanç göstergesi sayılabilir.


Yani sıklıkla karşılaştığımız sorun, var olandan şüphelenmemiz değil, içimizdeki şüphe nedeniyle, var olandan daha akıl dışı bir sonuca inanmamızdır.


Alıntılar:


Michael Shermer - İnanan Beyin