Boş oteller, dolu sığınma evleri




"Kadınlar için en tehlikeli yer kendi evleri."


Birleşmiş Milletler Kadın Birimi'nin geçen seneki raporunun özeti bu cümleydi. Kadın cinayetlerinin %60'ında katil aileden birisidir.


Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, salgınlar da dahil olmak üzere her türlü acil durum sırasında kadına yönelik şiddet artıyor.


Nitekim kurumun 26 Mart’ta yayımladığı bildiride Koronavirüs salgınından beri Çin, İngiltere, Fransa ve Amerika’dan gelen raporlarda aile içi şiddetin arttığı belirtildi.


Türkiye’de durum farklı değil; İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün verilerine göre Mart ayında ev içi şiddet %38,2 arttı. Aile içinde kadına yönelik şiddet, 2019’da 1.800 civarındayken bu sene 2.500’e yaklaştı.


Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’na salgın günlerinde yapılan ihbar verilerine göre, fiziksel şiddet %80, psikolojik şiddet %93, sığınma evi talebi %78, ihbar bildirimi %100, hukuki destek verilmeyen şiddet vakaları ise %96 arttı.


Aile içi şiddet; sürekli bağırmak, evdeki diğer sakinlerin hareketlerini kontrol etmek, onların ekonomik ve psikolojik kaynaklara erişimlerini kısıtlamak, tehdit, zorbalık gibi farklı formlarda olabiliyor.


Aile içi şiddeti deneyimleyen çocuklar da, yaşadıkları stresten ötürü hayatları boyunca etkilenebiliyorlar. The Centers for Disease Control and Prevention’a göre aile içi şiddet olan evlerin yaklaşık yarısında çocuğa karşı şiddet de bulunuyor. Bu sayı, ortalamanın 15 katı.


Aile içi şiddet olan evlerde, çocukların %80'i kendilerine yönelik direkt bir şiddet eylemi olmasa bile şiddetten etkileniyorlar.


Yaşadıkları ve karşılaştıkları şiddet, çocuklara, zarar görmekten ve terk edilmekten korku, aşırı endişe ve üzüntü, suçluluk duygusu, empati besleme yetersizliği, yalanı alışkanlık etme, hayal kırıklığına düşük tolerans, duygusal mesafe, düşük yargılama becerisi, utanç ve gelecek kaygısı olarak dönüyor.


Aile içi şiddetle mücadelede etkin yollardan birisi kurban kadın ve çocukların korundukları sığınma evleri. Ancak Türkiye'de sığınma evleri kapasitesi konusunda da büyük sıkıntı yaşanıyor.


Birleşmiş Milletler kriterlerine göre Türkiye’deki sığınma evlerinde 8 bin yatak kapasitesi olması gerekiyor ancak salgından önce bile Türkiye'deki sığınma evlerindeki yatak kapasitesi 3 bin civarındaydı.


Salgınla birlikte bu ihtiyaç iyice yükseldi. Ancak buna rağmen, kapasiteler arttırılmadığı gibi Adana'da 70 kadına hizmet veren üç sığınma evinden biri kapatıldı.


Üstelik aftan yararlanan binlerce aile içi şiddet mahkumu da evlerine geri dönüyor.


Bugün Türkiye'nin binlerce evinde kadınlar saldırıya uğruyor, çocuklar hayatları boyunca etkilenecekleri şekilde şiddete maruz kalıyorlar.


Kadınları ve çocukları bu durumdan kurtarmak bir hükümet için öncelikli politika olması gerekirken, raporlara göre, ihbar hatlarında ve karakollarda sorunlar yaşanıyor. Sığınma evleri yetersiz, kalabalık ve imkanları kısıtlı.


Oysa karantina günlerinde acil olarak ihbar hatları etkinleştirilmeli, sığınma evlerinin kapasiteleri arttırılmalı ve sığınma evlerine ulaşılabilirlik kolaylaştırılmalı.


Bugün boş duran binlerce otel salgın dönemi boyunca sığınma evi olarak kullanılabilir.


Her Kadınlar Günü'nde dramatik müziklerle dolu milyonluk reklamlar veren şirketlerimiz de, bu bütçelerini sığınma evlerinin geliştirilmesi konusuna harcayarak öncülük edebilirler.


Çünkü şiddet gören kadınlar ve çocuklar için hayat kesinlikle eve sığmıyor.



Yazan: Emre Özarslan (Huzursuz Beyin)


Alıntılar: Blake Edwards - Kids Are Collateral Damage As Violence Against Women Surges; BBC - Koronavirüs günlerinde ev içi şiddet artıyor: Kadınlar şiddetten korunmak için neler yapabilir?; Evrensel - Adana’da 6 kadın sığınma evi sadece 70 kadına hizmet veriyordu, biri kapatıldı; T24 - Belediyelerde 237 kadın sığınma evi bulunması gerekirken yalnızca 32 sığınma evi var Milliyet - Belediye sığınma evi açmak zorunda


Instagram: https://www.instagram.com/huzursuz.beyin/

Facebook: https://www.facebook.com/huzursuzbeyin/

Twitter: https://twitter.com/huzursuz_beyin

LinkedIn: https://www.linkedin.com/in/huzursuzbeyin/