Biz, Olmadığımız Şeyiz.



Psikolojiyle, ama özellikle evrimsel psikolojiyle ilgili bir şeyler okurken, her bilinçli seçimimin ardında, her bakışımın, gülümsememin, şakamın, nefretimin ardında bildiklerimden farklı, benden gizlenmiş bambaşka nedenler kümesi olması beni hem şaşırtıyor hem de tedirgin ediyor. Özellikle geceleri kendi kendime sorgulama imtihanlarından geçiyorum.


Asıl arzularımın, içimdeki kadim filtrelerden geçirildikten bana iletilmesi; erkek olarak, evlat olarak, abi olarak, eş olarak, dost olarak, vatandaş olarak bana biçilen rollerden bağımsız bir benliğim var mı sorusunu aklıma getiriyor ve düşünmeden edemiyorum:


“Bu kadar kimlikle nasıl var oluyorum ben?”


Aklıma Pessoa’nın “Her şey için ayrı ayrı hissetmeye kalktığımda ne çok ölüyorum” cümlesi ve açıklaması geliyor. O, 1930 yılında yazdığı bir makalede bu sevimsiz aydınlanmayı şöyle açıklıyor:




Bir keresinde, gece vakti ıssız bir deniz kıyısında gezinirken, bilmediğim saatler, art arda dizilmiş, bağlantısız anlar yaşadım. Deniz kıyısında, böyle yürüyerek tefekküre daldığımda, insanları yaşatmış olan tüm düşünceler, insanların yaşamayı bıraktığı tüm heyecanlar, tarihin karanlık bir özeti gibi aklımdan geçti.


İçimin derinliklerinde, gelip geçmiş tüm devirlerin özlemlerini yaşadım kendimle, tüm zamanların bunalımları benimle birlikte okyanusun seslerle dolu kıyısında yürüdü. İnsanların isteyip de gerçekleştiremedikleri, gerçekleştirirken öldürdükleri, kimsenin dile dökmediği, kişilerin olduğu o varlık – işte bütün bunları taşıyordu kıyıda yan yana yürüdüğüm hissedebilen bilinç.


Aşıkta öbür aşığı şaşırtan şeydi bu, kadının ait olduğu kocasından hep sakladığı, annenin hiç doğmamış çocuğu için düşündüğü, yalnızca bir gülümsemede ya da bir fırsat çıkınca, şimdikinden başka bir anda vücut bulan bir şey – deniz kıyısında dolaşırken yanı başımdaydı hepsi, benimle birlikte ayıldılar ve dalgalar bir dev gibi, bana bütün bunların uykusunu uyutan refakatçiyi sarıyordu.


Biz, olmadığımız şeyiz, hayat kısa ve hazin.


Ne düşündüğünü ya da ne de istediğini bilen biri var mı? Benliğinin kendisi için ne olduğunu kim biliyor? Müziğin bizde uyandırdığı, sırf var olamadıkları için gönlümüzü çelen ne çok şey var! Gece, hiç var olmadığı halde arkasından ağladığımız nice şeyleri anımsatır. Üzerine serilmiş huzurun içinden bir ses gibi yükselerek kıyıda patlayıp sönüyor dalgalar ve görülmeyen kıyıdan bir salya sesi geliyor kulağımıza.


Her şey için ayrı ayrı hissetmeye kalktığımda ne çok ölüyorum! Ve böyle, bedensiz bir insan olarak, tıpkı kıyı gibi kıpırtısız yüreğimle başıboş yürürken ne çok duyguyla doluyorum – ve her şeyi içine alan bütün okyanus, yaşadığımız bu gecenin içinde gezintim sırasında, ebedî gece gezintim sırasında, yüksek dalgalarını kıyıya vurup hafif alaycı bir edayla söndürüyor...




Ve böylelikle bilimin gösterdiği yara, felsefenin sorgusu ve sanatın tasvir gücüyle birleşiyor, kutsal üçgen tamamlanıyor; hala bir cevap bulamamış olsam bile, sorabildiğim için tatmin olmuş bir şekilde geceye devam ediyorum.



Yazan: Emre Özarslan (Huzursuz Beyin)

Alıntılar: Fernando Pessoa – Huzursuzluğun Kitabı