Belirsizliğe tahammülsüzlük
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Hiçbir kuşak bizim kadar çok şey kontrol edemedi. Ve hiçbir kuşak kontrol edemedikleri için bu kadar tükenmiş hissetmedi.
Belirsizliğe tahammülümüz giderek azalıyor.
Kapıların önünde bekliyoruz. Adım atmadan önce biraz daha öğrenmek, biraz daha emin olmak, biraz daha hazırlanmak istiyoruz.
Ve hayat, suçluluk ve yetersizlikle dolu bir hazırlık okuluna dönüşüyor. Sınavlarına çalışıp, sınavlarına giremediğimiz bir okula.
…
Bir mesajın geç gelmesi, ses tonundaki küçücük bir değişim, cevapsız kalan bir soru. Emin olmak istiyoruz. Yapay zekaya danışıyoruz, ekran görüntüsü alıp arkadaşımıza atıyoruz, aynı soruyu üç kişiye soruyoruz.
Edindiğimiz her yeni bilgiyle birlikte kuşkumuz artıyor.
Pema Chödrön, artık netliği arzulamadığımızı, ona hakkımız olduğuna inandığımızı yazar. Kesinliği hak saydıkça, bilmemek daha çok acıtıyor.
Eskiden belirsizlik hayatın parçasıydı, şimdi sanki bize yapılmış bir saygısızlık gibi geliyor.
Belirsizlik ağırlaşmıyor, biz cılızlaşıyoruz.
…
“Öngöremediğim bir durumla başa çıkamamam.” Her belirsizlikte kendimize söylediğimiz bu.
Oysa öngöremediğimiz o kadar çok şeyle başa çıktık ki. En karanlık gecelerin sabahında işe gittik. Sonsuza dek süreceğine inandığımız ilişkiler bitti, zemin kayboldu, ama her seferinde bulduk kendimizi. Bazen sırf yalnız kalmamak için içimize sinmeyen hayatların içinde kaldık.
En büyük pişmanlıklardan sonra utandık, ezildik ve devam ettik.
Ama hayatımız, kendi gücümüzü küçümsemekle geçiyor.
…
Belirsizliğe tahammül edemediğimizde zihnimiz hızla bir açıklama arar. Daha karmaşık, çok katmanlı duygularımızı tek bir nedene indirgeriz. Kaygılı bağlanma, çocuklukta yaşanan bir eksiklik, birinin bir gün önce söylediği bir cümle…
Bir şeyin “sebebini bulduğumuzda” rahatlarız. Yanlış olsa bile. Ve sorgulanmayan hikayeler zamanla gerçeğimiz haline gelir.
Oysa Erich Fromm’un da işaret ettiği gibi, kesinlik arayışı çoğu zaman anlam arayışını zayıflatır. Çünkü anlam, kapanmış cevaplarla hapsedilemez. Özgür olmalıdır, tedirgin bir kuş gibi.
…
John Keats, kardeşlerine yazdığı bir mektupta “Negative Capability” kavramını ortaya atmıştı:
“Bir insanın, gerçeklerin peşinden telaşla koşmadan; belirsizlikler, gizemler ve şüpheler içinde kalabilme yetisi…”
Şair bunu iki yüz yıl önce yazmıştı. O zamandan bugüne çok daha fazla bilgiye ve kontrole eriştik. Ama daha az belirsizliğe tahammül ediyoruz. Çok deneyimliyoruz ama sığ deneyimliyoruz.
…
Beklenti anda kalmanın katilidir.
Rebecca Solnit belirsizliğe atlamayı “şehvetli bir teslimiyet” olarak tanımlar. Kollarda kaybolmak. Dünyada kaybolmak. Geçmişle geleceğin sustuğu, sadece şimdinin kaldığı o ana gömülmek.
Ama biz tam tersini yapıyoruz. En küçük şeyleri bile planlamaya, garanti altına almaya çalışıyoruz. Bir tatili en ince ayrıntısına kadar kurguluyoruz ama o tatilin içinden geçemiyoruz. Bir ilişkiyi anlamak için sürekli veri topluyoruz ama o insanla gerçekten karşılaşamıyoruz.
…
Hayatımız, kendi gücümüzü küçümsemekle geçiyor. Kim bilir kaç kere erteledik yaşamayı? Belirsizliğin olası acısındansa adım atmamanın kesin acısını yeğledik.
Yarın, bizi itecek özel bir bilgi olmayacak. Bizi güçlendirecek özel bir formül olmayacak. Bir gün yataktan kendimizden daha emin bir şekilde uyanmayacağız.
Geriye baktığımızda açmadığımız yüzlerce kapı göreceğiz. O sürekli sınav hazırlığını.
Bir gün hatırlayacağız, öleceğimizi sandığımız ama ölmediğimiz anları. Ve belki de bir kapı açacağız.
Kaynakça
Erich Fromm - Sağlıklı Toplum
Pema Chödron - Her Şey Darmadağın Olduğunda
Rebecca Solnit - Kaybolma Kılavuzu
Hartmut Rosa - Dünyanın Kontrol Edilemezliği







Yorumlar