Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Bağlanma stilimizi bilmek neyi değiştirir?




O tuhaf anket


1985 yılının temmuz ayında bir gazetede psikoloji tarihi açısından çığır yaratacak olan, tuhaf bir anket yayımlandı. Denver Üniversitesi psikologlarından Cindy Hazan ve Philip Shaver tarafından hazırlanan bu anket sadece tek soru ve üç şıktan ibaretti:


Soru: İlişkinizde gösterdiğiniz duygu ve tavırları en iyi ifade eden şık hangisidir?


A) Başkalarıyla yakınlık kurmak bana kolay gelir; bağlanmaktan ve bağlanılmaktan rahatsızlık duymam. Terk edilmekten veya birinin bana yakınlaşmasından endişelenmem.


B) Partnerlerimin benim istediğim kadar yakın olmayı tercih etmediğini düşünürüm. Sık sık partnerimin beni gerçekten sevip sevmediği veya benimle olmak isteyip istemediği konusunda endişelenirim. Partnerimle tam olarak bütünleşmek isterim ve bazen bu onları korkutur.


C) Başkalarıyla yakın olmaktan rahatsızlık duyarım. Onlara tamamen güvenebilmek, bağlı kalabilmek benim için zordur. Birisi çok yakınlaşırsa rahatsız olmaya başlarım. Partnerlerim sıklıkla kendimi rahat hissettiğimden daha yakın davranmamı isterler.


Bu şıklardan her biri bir bağlanma stiline işaret ediyordu. A şıkkı “güvenli bağlanma stiline”, B şıkkı “kaygılı bağlanma stiline,” C şıkkı ise “kaçıngan bağlanma stiline.”


Bu anketin ardından psikologlar, yetişkinlerde bağlanma stiline yönelik daha kapsamlı psikolojik testler uygulamaya başladılar ve insanların yarısından biraz fazlasının güvenli bağlanma stiline, yüzde yirmi beşinin kaçıngan, yüzde yirmisinin kaygılı, kalan yüzde üç - beş arasının ise karmaşık statüsüne girdiğini bulguladılar.


Tamam, peki bu neyi değiştiriyor?





Kadim soru: bilmek neyi değiştirir?


Konu hakkında kitap yazmış araştırmacılar Amir Levine ve Rachel Heller’in dediği gibi bu teorinin ana mesajı, romantik ilişkilerde önceden belirlenmiş bir şekilde davranmaya programlı olduğumuzdur.


Örneğin kaçıngan bağlanma stiline sahipsek, sevgi isteğimiz bağımsızlık isteğimizle çelişebilir ve ilişki ciddileşmeye başladığında farkında olmadan sabote edebiliriz. En kritik anlarda en basit kelimeler ağzımızdan çıkmayabilir, kol mesafesindeki sevgilimize dokunamayabiliriz. İrade konusuna takıntılı olmamıza rağmen kendi bedenimize hakim olamadığınız gerçeği bize katlanması zor bir mucize gibi gelebilir.


Veya kaygılı bağlanma stiline sahipsek, sakinken aldığımız bütün o kararların, verdiğimiz sözlerin paniğe kapıldığımızda nasıl işe yaramadığını şaşkınlıkla fark edebiliriz. Partnerimizin her farklı davranışını ilişkimizin kötü gittiğine dair bir belirti, her mesafe isteğini sevilmediğimize dair bir kanıt olarak sayarken, sevdiğimiz insan bizi tamamen rahatlatmadıkça kabuslar aleminde gezinmeye devam ederiz. O farkındalık aplikasyonları da bir işe yaramaz. Serpiştirdiğimiz yüzlerce dur ihtarına rağmen yine de kendimizi durduramayız ve o sevimsiz cümleyi söyler ya da partnerimizin bizim “takıntılı” olduğumuza kesin olarak inanacağı o mesajı atarız.


Bağlanma stilimizi öğrendiğimizde, bizi sorunlu hissettiren bütün bu durumların içimizdeki daha derin bir yapıdan kaynaklandığını ve bunun evrensel olduğunu fark ederiz. Bu sayede kendimize -bilimin de ışığıyla- dışarıdan bakabilir, sevginin, güvenin, ilginin, bağımsızlığın, mesafenin bizim için ne anlama geldiğini, bir ilişkide neleri öncelediğimizi idrak edebiliriz.


Ama en büyük değişimi, partnerimizin de bir bağlanma stilinin olduğunu kavradığımızda gerçekleştiririz. İlgi isteklerinin bizi ele geçirmek için kullandıkları bir mazeret değil güvence arayışı; mesafe taleplerinin bizi uzaklaştırmak için bir bahane değil kendince sevebilmeleri için ihtiyaç duydukları alan olduğunu fark etmek, elbette ilişkimizi sağlamlaştırır.





Bir ilişkiyi etkileyen birçok faktör bulunuyor. Bağlanma stilimiz bunlardan sadece biri. Ancak bağlanma stilini bu kadar dikkate değer yapan, evrenselliği ve fark edilince yarattığı kendilik bilgisi.


Dolayısıyla kendimizle ilgili her yeni bilgide olduğu gibi, bu bilgiyi de “benim bağlanma biçimim buymuş ne yapayım?” diye üzerimizden sorumluluk atmak için değil, “demek bağlanma stilim buymuş, o zaman bazı önlemler alabilir ve durumumu daha iyi ifade edebilirim” diyerek sorumluluk üstlenmek için kullanmak hem bireysel, hem de toplumsal yaşantımız için daha faydalı ve doğru olur.


Alıntılar:


The School of Life - Relationships

Amir Levine, Rachel Heller - Bağlanma



Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn