Anlamak isteyen, anlayışlı olmalı.
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Seneca, Lucilius’a yazdığı altıncı mektubunda, giderek iyiye gittiğini, hatta bambaşka bir insana dönüştüğünü müjdeler.
Elbette derlenip toparlanması gereken birçok kusuru vardır. Ama ruhun şimdiye değin görmediği kusurlarını fark etmesi, iyiye gittiğinin belli başlı delili sayılır.
Mektubun sonuna Hekaton’dan bir söz alıntılar:
“Ne kadar ilerlediğimi mi soruyorsun? Kendimle dost olmaya başladım.”
..
Kendisini anlamak isteyen, kendisine anlayışla bakmayı öğrenmeli.
Hermann Hesse'nin ünlü eserinde Siddharta, benliğimizi bir kitaba benzetir. Kitabı anlamaya çabalayan kişi, her harfine, her işaretine hürmet gösterir ve okuduğunu küçümsemez.
"Peki," der Siddharta "kendi kitabımı okuyan ben, neden gördüklerime hor gözle bakıyorum?"
Filozof Wilhelm Schmid'e göre bunun en önemli nedeni içimize işlenmiş yüksek standartlar ve mükemmelliyetçi beklentilerdir.
..
Schmid, Delfi Tapınağı'ndaki meşhur yazıtı; "Kendini tanı" ikazını hatırlatır.
"Tanrı değil de bir insan olduğunu, yani mükemmel olmadığını idrak et. Kendini abartma, bu sana acı verebilir: Mükemmelliğe uzaklığından, kırılganlığından, cehaletinden ve faniliğinden ötürü dövünüp durursun sürekli."
Filozofa göre abartılı kibir pompalayan kültürümüz, reklamlarıyla, aslında mükemmelle çok yakın olduğumuzu fısıldayarak, ideal olmamanın sorumluluğunu üstümüze yıkar.
..
Rollo May, yaşamımızı hor görmenin, aslında kendimizi beğenmişliğin başka bir ifadesi olduğunu söylerken Spinoza’ya kulak vermemizi ister:
"Sürekli kendini küçük gören, kibirli olmaya en yakın insandır.”
"Oysa kendiyle dost insan, mükemmel olmamaktan incinmez." der Schmid, "Arkadaşını kusurlarıyla benimseyebildiği gibi, kendini de kusurlarıyla benimser."
Peki insan, her yerden mükemmelliyetçiliğin fırladığı böyle bir dünyada, hayatının ortasında kendiyle nasıl dost olur?
YAĞMURDA ÇİÇEK SULAMAK
Tanınmış doktor Peter Attia, en ufak bir başarısızlığa bile aşırı tepki veren tahammülsüz bir iç sese sahip olduğu için terapiye başlar.
Terapistiyle birlikte bu sese, öfke patlamaları ve parkeye sandalye fırlatmasıyla ünlü basketbol koçu “Bobby Knight” ismini takarlar.
Yemek pişirirken yaptığı bir hata bile doktorun içindeki Bobby Knight'ın kükremesine ve kendisini değersizleştirmesine yeter.
İşin acısı, bu anlayışsız monoloğu yedi yaşından beri dinlediğini fark eder.
...
“Bazen işime yaradı, okulda yüksek notlar aldım, mesleğimde başarılı oldum ama hep kendimi değersiz ve yetersiz gördüm" der doktor. Sonunda değersizlik ve yetersizlik duyguları bütün ilişkilerini baltalar.
Ümitsizdir. Kırk yıldır içinde beslediği bu canavardan kurtulmak için bir kırk yıl daha mücadele etmesi gerektiğini zanneder.
Oysa terapisti basit bir görev verir ona:
"Bobby Knight konuşmaya başladığında telefonda "ses kaydet"e bas ve sanki hatayı sen değil de en yakın dostun yapmış gibi konuş."
...
Attia ne zaman hata yapsa sanki hatayı yakın dostu John işlemiş de onu teselli edermiş gibi konuşmaya başlar:
“Dostum, son günlerde aklında bir sürü şey var, böyle ufak hatalar yapman normal... Hem, bütün güzelliklerinin yanında bu hata nedir ki?"
İlk günler ağzından çıkanlara inanamaz ve kaydederken ağlamaya başlar.
Ve sadece dört ayda Bobby Knight'ın sesini anımsamaz olur. Şaşkındır:
“Kırk yedi yaşımda hayatımda ilk defa kendimle iletişime geçtim.”
...
Eğer kendimizi anlamak istiyorsak, kendimize anlayışla bakmayı öğrenmeliyiz.
Bilge Seneca, çoğunlukla gerçekler yüzünden değil, yanlış kanılar yüzünden acı çektiğimizi söyler.
Bu yanlış kanılardan en bilineni de kendimize sadece hak ettiğimizde anlayış göstermektir.
Oysa bir duvarda yazdığı gibi: Kendimize anlayış göstermek için hak etmeyi beklemek, bahçemizdeki çiçekleri sulamak için yağmurun yağmasını beklemeye benzer.
Kaynaklar:
Wilhelm Schmid - Kendiyle Dost Olmak
Rollo May - Kendini arayan İnsan
Seneca - Ahlak Mektupları
Peter Attia - Joe Rogan Interview







Yorumlar