top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Ama haham yine sessiz kalır.

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Komşu kente ziyarete gidecek saygıdeğer bir haham, kendi başına rahat bir yolculuk yapabilmek için kılık değiştirir. Üstündeki kıyafetler yırtık pırtıktır, trendeki bazı yolcular ona burun kıvırır ve kaba davranır. Nihayet son durağa vardıklarında, durakta bekleyen kalabalık hahamı tanır ve önünde hürmetle eğilir. Kaba davranmış yolcular adamın kim olduğunu anlar ve pişmanlık içinde özür diler.


Ama haham sessiz kalır.


Böylesine büyük bir din adamına saygısızlık yaptıkları için acı çeken yolcular dört ay bekler ve herkesin affedildiği kutsal günde hahamın karşısına çıkıp af için yalvarırlar.


Ama haham yine sessiz kalır.


Bu sefer sinirlenir yolcular. Bu haham kendisini ne sanıyordur da herkesin affedildiği bu kutsal günde bile kendilerini affetmiyordur?


Haham ciddiyetle gülümser ve şöyle der:


“Bütün bu zaman boyunca yanlış kişiden af diliyorsunuz.”


“Trendeki o adamı bulup ondan af dilemelisiniz.”


SİS


Çoğu zaman, bizi sevdiğini bildiğimiz kişiler tarafından kırıldığımızda özür beklemeyiz. Ancak bu, içimizde bir şeylerin koptuğu, bir şeylerin yer değiştirdiği ve bazen bir şeylerin başkalaştığı gerçeğini değiştirmez.


Proust’un dediği gibi anılar toplamıyız. Ama her anımızın tesiri aynı olmaz. Bazı anılar nöron ağlarımızı öyle bir sarsar ki, deprem bittiğinde kendimizi bambaşka bir kişi olarak buluruz.


Bazen derimiz kalınlaşır. Bazen kalbimiz taşlaşır. Bazen yürek burkan bir kavrama yaşarız.


Öyle bir kırılırız ki, olabileceğimiz kişilerden bazısı elenir. Yollardan bazısı tıkanır. Bizi güvenli sularımızdan alıp daha tekinsiz bir yere koyarlar. Bazı renkler solar.


“Bazen hatırlıyorum çektiğim bütün acıları,” diye fısıldıyor Anathema vokalisti David Cavanagh, “Bazen merak ediyorum benden ne olurdu, bu acılar hiç yaşanmasaydı eğer.”


Hatırlayarak var oluruz, doğru. Ancak bilincimiz tek bir anda, o kırılma anında hapsolmuşsa hem dünümüzü hem de yarınımızı kaybederiz.


“İnsanlar ve toplumlar ne zaman hatırlaması, ne zaman unutması gerektiğini bilmeli,” diye uyarıyor yazar Kazuo Ishiguro.


Ishiguro, romanı Gömülü Dev’de orta çağ İngilteresindeki mistik dönemi anlatıyor. Büyülü bir sis vardır çevrede ve bu sis insanların eski hatıralarına ulaşmasını engeller. Birbirlerini çok seven iki yaşlı çift, zar zor hatırladıkları ve nedense ihmal ettikleri çocuklarını bulmak için yolculuğa koyulur. Ama yolculuk başlar başlamaz korku kaplar içlerini: ya hatırladıkları şeyler, birbirlerine olan sevgilerini azaltırsa?


Şikayetçi bir okuyucuma terapiye neden gitmediğini soruyorum. “Ya hatırladıklarım nedeniyle anneme olan sevgim azalırsa?” diyor ve ekliyor:


“Ya onu affedemezsem? Kaç yılımız kaldı ki beraber?”


Ishiguro haklı. Öyle kırılgan dönemler var ki, hatırlamak, sürekli hatırlamak, daha büyük yıkımlara, felaketlere, katliamlara sebep oluyor. Bu yüzden bilincimiz bir anıya odaklandığında çevresini sis sarıyor, her şeyi hatırlasaydık, hiçbir şeye katlanamazdık.


Bu noktada Unamuno’nun meşhur benzetmesi düşüyor aklıma: “Biz insanlar ne büyük acılara, ne büyük mutluluklara dayanıyoruz, çünkü bu acılar ve mutluluklar küçük olaylardan oluşmuş büyük bir sis tabakasına bürünerek geliyor. Yaşam bu işte. Sis.”


Evet, kırıldık. Bazı yollar tıkandı, bazı olasılıklar elendi, hayat tekinsizleşti, renkler soldu. Ve işte buradayız. Olgunlaşmayı bekliyoruz.


Sevdiğimiz kişileri suçlamanın da, onlar tarafından suçlanmanın da beyhudeliğini kavramayı bekliyoruz.


Cemal Süreya’nın “akan zaman değil mesafelerdir; katil de bilmiyor öldürdüğünü, hırsız da bilmiyor çaldığını” mısralarını idrak etmeyi bekliyoruz.


Çünkü, ne kadar zamanımız kaldı ki?


Yazıyı yazarken aklıma Morrissey’in şarkısı geliyor. Bir yandan dinliyor, bir yandan yazıyorum. Melodisi neşeli, sözleri hüzünlü her şarkının verdiği o tuhaf keyifle mırıldanıyorum:


“Yaşadığım ve nefes aldığım sürece öldürdün beni, öldürdün beni.


Evet bir şekilde yürüyebiliyorum ama öldürdün beni, öldürdün beni


Ve bunu söylemenin manası yok, biliyorum, ama affediyorum seni, affediyorum seni,


Ben her zaman affediyorum seni.”


Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page