top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Algoritma ayrılmamızı istiyor.

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Byung-Chul Han’a göre modern aşkın asıl sorunu seçenek bolluğu değil, 'ötekinin' farklılığına olan tahammülümüzü yitirmiş olmamızdır.


Artık birini olduğu gibi kabul etme ve başkalığı içinde sevme becerimiz gittikçe köreliyor.


Ve bu körelmede, algoritmaların ciddi bir rolü var:


Dikkatimizi çekmek için akışlarımıza bıraktığı videolar, aşkın doğasında olan belirsizliğe dayanabilme kapasitemizi zayıflatıyor.



Modern aşk, iki kişinin de ilk mesajı kim atacak diye beklediği bir Godot hikayesine dönüştü. Kendimizi güvende hissetmek için karşı taraftan bize uyumlanacak adımlar bekleriz.


O adımlar gelmediğinde panik yaşarız: “Ya yanlış insanla berabersem ve vaktimi boş yere harcıyorsam?”


Kendimizi rahatlatacak bir açıklama ararız. Algoritma, birlikte göğüs gerdiğimiz zorlukları hatırlatmaz. Paylaştığımız güzel anları ya da uğruna vazgeçtiğimiz yolları da.


Yankı odalarında korkumuz yankılanır.



Substack’te Smoothie mahlaslı bir yazar, yüzlerce kez paylaşılan yazısında algoritmaların ilişkilerin bilirkişisine dönüştüğünü yazdı.


Artık ilişkimizin ne durumda olduğunu, karşımıza çıkan içeriklerden anlamaya çalışıyoruz:


“Oysa aşk, belirsizliği suçlamaya dönüştürmeden taşıyabilmeyi ve sürtüşmeyi yabancılara yorumlatmadan tahammül edebilmeyi gerektirir.”


Yazara göre sabır ve metanet, erdemden çok zayıflık gibi tanımlanıyor. Sabır gösterenler, kendilerine ihanet ettikleri şüphesiyle yaşamaya başlıyor.



İlişkide çatışma yaşadığımızda sık sık kendimizi sosyal medyada buluruz: Bir videoda duraksarız. Algoritma kaygımızın kokusunu alır. Sonra benzerinden beş tane daha gelir.


Üç gün sonra artık partnerimizi, karikatürleşmiş bir “toksik erkek” ya da “kaygısını yönetemeyen kadın” olarak görmeye başlarız.


Ve kutuplaşma başlar: “Demek ki hepsi aynı.”


Bir de bakmışız, kendimizi düşmandan savunur gibi stratejiler arıyoruz.



Üstelik algoritmalar kadınlara ayrı, erkeklere ayrı dünyalar gösterir.


“Manosfer” diye anılan çevrimiçi erkek topluluklarında “kendine yetebilme” ve “duygusal bağlanmadan kaçınma” övülürken, kadınlar çoğu zaman manipülatif ya da güvenilmez olarak sunulur.


Bu dil bazen açık kadın düşmanlığına kadar varır.


Dublin Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre “Yalnızlık” ile ilgili videolar izleyen sıradan bir erkek, sadece otuz dakika içinde kadınları aşağılayıcı içeriklerle karşılaşmaya başlar.



Kadınlara gösterilen kısa video içeriklerinde de, erkeklerin duygusal olarak yetersiz ya da çabasız olduğu fikri sıkça tekrarlanır.


Erkek öz yeterliliği ve bağımsızlığı çoğu zaman duygusuzluk ya da iletişimsizlik olarak yorumlanır. Sonuç yine aynıdır: Ayrılık önerilir.


Bu sayede kadın-erkek kutuplaşması büyür. İki taraf da karşı cinse daha az güvenir; soğukluk, güvensizlik ve düşmanlık artar.


Kutuplaşma üzerine yapılan bir araştırmaya göre, normalde üç yıl sürecek duygusal uzaklaşma, algoritmalar yüzünden sadece bir haftada gerçekleşir.



Peki bu nereye varıyor? Artık hayata dair farklılığımızı bir tehdit olarak görmeye başlıyoruz.


Oysa Han, aşkı farklılıkları kırparak ehlileştirmeye çalışmanın onu öldürdüğünü yazar.


Ve Levinas’ın şu sözünü hatırlatır: “Aşk bir imkan değildir. Bizim inisiyatifimize bağlı değildir. Bize aniden gelir ve bizi incitir.”


İncinebildiğimiz kadar aşkı koruyabiliriz.


Levinas’ın yazdığı gibi, öteki, kontrol edilebilir bir nesne değil, bizi sarsan ve sorumluluğa çağıran bir karşılaşmadır.



Algoritma, yorgunluk ve kırılganlık anlarımızı bekler. Üzerimize içeriklerle çullanır. Anlatılar yerleştiğinde sanki kendi fikrimizmiş zannederiz.


Tuzağa böyle düşeriz. Bilinçlendiğimizi zannettiğimiz yerde programlanmış oluruz.


Oysa aşk, derinlik ister. Çelişkilerle ve belirsizliklerle yürüyebilecek bir yürek ister.


Sorun seçeneklerin çokluğu değil; belirsizlikle kalacak cesaretimizin olmamasıdır.


Cemal Süreya’nın dediği gibi;


Yalnız aşkı vardır, aşkı olanın,


Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan.



Kaynaklar:

Byung-Chul Han - Eros'un Istırabı

Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk

Piccardi, Saveski - Social Media Algorithms Can Shape Affective Polarization via Exposure to Antidemocratic Attitudes and Partisan Animosity

The Guardian - Social media algorithms ‘amplifying misogynistic content’

DCU - New research shows how TikTok and YouTube Shorts are bombarding users with misogynist content

Smoothie - Instagram is training you to leave people who love you

Cemal Süreya - Sevda Sözleri

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page