Aklın kötümserliğine, iradenin iyimserliğine.
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
En şiddetli varoluşsal krizlerimizi, en büyük hayal kırıklıklarımızın ardından yaşarız.
Ünlü düşünür Antonio Gramsci’ye göre kriz, eskinin ölmekte olduğu ama yeninin doğamadığı durumdur.
Arada kalmanın birbirinden farklı semptomlarını; yani öfkeyi, yorgunluğu, kırılganlığı, esinsizliği, bastırılmışlığı, uyuşukluğu aynı anda hisseder ama hayata bir türlü yeniden başlayamayız.
İçimiz yoğun bir boşlukla dolar.
-
Gramsci’ye göre her birimiz, ilişkiler aracılığıyla sürekli yenilenen bir süreciz.
Değişimimizi ne kadar kontrol edebilirsek kendimizi o kadar canlı, yaratıcı ve anlamlı hissederiz.
Ama hayatımızı bizim dışımızdaki faktörlerin yönettiğine; sürekli başkalarının seçimlerinden, davranışlarından, manipülasyonlarından etkilendiğimize inandığımızda cansızlaşırız.
İşte o cansız boşlukta, istediğimiz gibi yaşayamamaktan dolayı hissettiğimiz hayal kırıklığının oluşturduğu yaratıcı öfke yaşar.
-
Çünkü öyle bir çağdayız ki, hem tüm hayatımızın sorumlusu olduğumuz fikri üstümüze bocalanır, hem de birçok konuda başkalarının insafına kaldığımızı fark ederiz.
Değişim hayalleri kurar ama sık sık bu hayallerin baltalandığını görürüz.
İçimizdeki yaratıcı öfkeyi yansıtamadığımız için kendimizi suçlarız. Rollo May, içimiz boşlukla dolu olduğunda, kendimizi suçlamanın hasta bir atı kamçılamaktan farksız olduğunu söyler.
Suçlama bize geçici bir canlılık verse de eninde sonunda özsaygımızın çöküşünü hızlandırır.
-
Peki ne yapabiliriz?
Umutsuzluğu en çok, gerçekçi hedeflere sahip olmadığımızda veya gerçekçi hedeflere sahip olsak bile, ona ulaşacak yolları bulamadığımızda yaşarız. Kierkegaard’ın sık sık belirttiği gibi umutsuzluk ihtimallerin ortadan kalkmasıdır.
Oysa her zaman, farklı büyüklüklerde, ihtimaller bulunur.
Hayatının en güzel yıllarını hapishanede geçirmiş Gramsci’nin mektubu bize o değerli çözüm planını sunar:
“Aklın kötümserliğine, iradenin iyimserliğine ihtiyacımız var.”
STRATEJİK İYİMSERLİK
Gramsci‘nin bu sözünden ne anlamalıyız?
Bu sözü ilke bilen, ünlü filozof ve dilbilimci Noam Chomsky’e göre, zeki insanlar olarak dünyayı mantık çerçevesinde, hayallere kapılmadan bakmalı, nasıl davranacağımıza karar vermeli ama bunu yaparken her yerde kötülüğün ve tehlikenin olduğunu baştan kabul etmeliyiz.
Bu, aklın karamsarlığıdır.
Hayal kırıklıklarına alıştığımızda bunu zaten kısa sürede öğreniriz.
-
Ama bir yandan da, içimizdeki boşluktan kurtulmak için gereken enerjiyi kazanmak adına her yerde, ufak ama kalıcı değişiklikler yaratabilecek fırsatlar olduğunu unutmamalı ve onları bulmalıyız.
Bu da, iradenin iyimserliğidir.
Chomsky, iyimserliğin önemli bir araç olduğunu söyler. Çünkü geleceğin daha iyi olabileceğine inanmazsak, bu yönde sorumluluk almaktan kaçınırız.
"Olup bitenler" der Gramsci, "az sayıda insan öyle istediği için değil, kitleler sorumluluk almadığı için gerçekleşir."
-
Üstelik, iyimserliğe kendi değerlerimizi, başarılarımızı, yeteneklerimizi, kazanımlarımızı, sınırlarımızı korumak için de başvurmalıyız.
Çünkü hayal kırıklığımızı kontrol edemezsek, çevremizdeki manipülatörler, kırıkların arasından süzülüp içimizdeki boşluğu istedikleri duygularla doldurabilir.
Kazandığımızdan az kazanmış, kaybettiğimizden çok fazlasını kaybetmiş hisseder, sonra bu hissi gerçek kılarız.
-
Stratejik iyimserliğin önemini Nietzsche’den de dinleyebiliriz. Filozof, en kötü hayatlarda bile farkına varmadığımız küçük küçük ama muazzam sayıda güzellikler olduğunu iddia eder:
"Eğer kişi, hayatı doğru değerlendirirse, dünyada, donuk gözleriyle gördüğünden çok daha fazla güzellik olduğunu fark eder.”
Umutlu ve dirençli kalmanın görevimiz olduğu zamanlar vardır.
Özellikle eskinin öldüğü, yeninin henüz doğmadığı o duraksama dönemlerinde etrafımızdaki güzellikleri bulmak ve onlara tutunmak için biraz çabalamalıyız.
Alıntılar:
Antonio Gramsci - Hapishane Defterleri
Rollo May - Kendini Arayan İnsan
Noam Chomsky - Pessimism Of The Intellect, And Optimism Of The Will
Soren Kierkegaard - Ölümcül Hastalık Umutsuzluk
Friedrich Nietzsche - İnsanca, Pek İnsanca







Yorumlar