"Acıyı hissetmek zorundasın, ıstırabı değil."
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Terapist Wendell, kendisi gibi terapist olan danışanı Lori’nin bacağını tekmeler.
Biraz dramatik anlattım. Aslında olay şöyle oldu; kırklı yaşlarında terk edilmenin acısını yaşayan Lori seanslar ve seanslar boyunca sızlanıp durdu. O kadar klasikti ki sızlanma konuları:
“Acaba bensiz daha mutlu olur mu? Umarım acı çeker. Umarım bir gün acayip pişman olur ama ben umursamam. Hiç beni önemsemiş miydi? Bütün bunlar yalan mıydı? Belki annesi ona şöyle davrandığı için böyle olmuştur?”
Üstelik sızlanmalarının bunca yıl danışanlarından duyduğu cümleler olduğunu fark edince kalp kırıklığına bir de ego kırıklığı eklendi.
Seans sırasında bu sızlanmalara kendini kaptırınca terapisti yumuşak bir şekilde yerinden kalktı ve yanına gelip ayağına hafif bir tekme attı. Sonra gülümseyerek yerine oturdu.
Afallayan Lori öylesine “Ah” dedi ama daha çok şaşkınlıktan. “Bu da neydi?” diye sordu.
“Şey…” dedi terapisti, “ıstırap çekmekten zevk alıyormuş gibi görünüyorsun, ben de sana yardımcı olayım dedim.”
“Ne?”
“Acı ile ızdırap arasında bir fark var” dedi Wendell, “Acıyı hissetmek zorundasın, herkes zaman zaman acı hisseder, ama bu kadar ıstırap çekmek zorunda değilsin. Sen acıyı değil ıstırabı seçiyorsun.”
“Tüm bu tekrarlamaların, eski sevgilinin hayatı hakkında düşünüp durmaların ve bitmek bilmeyen kurguların acıyı derinleştirerek ıstırap çekmene neden oluyor. Eğer ıstırap çekmeye bu kadar tutunuyorsan, bir amaca hizmet ediyor olmalı…”
Ve konuştular, konuştular, konuştular...
...
Bazen haklı olarak kızarız. Ama bazen de kızgınlığımızı uzattıkça uzatırız. Muhtemelen bir mesaj vardır bu tuhaf eylemde. Belki de şunu sormalıyız:
Bu kadar uzun süre kızgın kalmam, küskün kalmam, gücenik kalmam, pişman kalmam hangi gizli amaca hizmet ediyor olabilir?
Çünkü geçmişte kaldıkça bugünü yaşayamıyoruz.
Belki de bundan kaçıyoruz.
Bugünkü sorumluluklarımızdan.
Not: İlgili kitap Lori Gottlieb - Belki de Biriyle Konuşmalısın
SEVDİKLERİMİZİN TAHAMMÜLÜNÜ KAYBETTİĞİMİZDE
“Kalbimiz kırıldığında sevdiklerimizin bize gösterdiği şefkatin ölçüsünü gerçekte bizim ne kadar acı çektiğimiz değil, onların ne kadar acı çekmemiz gerektiğine dair düşündükleri belirler.”
Guy Winch’in bu sözleri kulağa gaddarca gelebilir ama insan olmak biraz da böyledir. Yanımızda “gereğinden fazla" acı çektiğini düşündüğümüz birini görünce sabırsızlanır ve ona kızmaya başlarız.
Winch’e göre bilinçdışı bir hesaplamayla bu acılı zamanlarında onun yanında olabilmek için katlandığımız sıkıntılara karşılık, onun iyileşmek için aynı oranda çabalamadığını düşünürüz.
Bu da ona yönelik tahammülümüzü azaltır.
Sevdiklerimizin tahammülünü kaybetmekten daha kötüsü kendimize yönelik tahammülümüzü kaybetmemizdir.
Winch, arkadaşlarının ve kendisinin tahammülünü kaybeden bir danışanının durumunu anlatır.
Kadın, aylar boyunca sanki hiç yanıtlanmamış gibi tekrar tekrar “neden yeterince iyi değildim?” “neden bana yalan söyledi?” “neden beni sevmekten vazgeçti?” gibi sorular sormuş, sonunda arkadaşlarının tahammülünü kaybetmiş, onları haklı bulmuş ve kendinden bıkmış haldedir.
Winch şöyle der:
“Sabırları şu an biraz azalmış gibi görünse de nihayetinde seni hala seviyorlar, sana önem veriyorlar. Bir süreliğine onlarla başka şeyler hakkında konuşsan, eminim senin canının hala yandığını fark edecekler ve ilgilerini bir kucaklamayla, bir bakışla ya da elini sıkarak göstereceklerdir. Sadece onların desteğini şu anda verebildikleri biçimde kabul etmen gerekiyor.”
Kalp kırıklığının iki ilacı bulunuyor; sosyal destek ve zaman.
Sosyal desteği kaybedene diğer ilaç da zehir oluyor.







Yorumlar