top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Önce Paris'i gör.

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Diyelim ki, korktuğun her şeyi yakaladık ve Paris’e koyduk. Artık dünyanın her yerine gitmeye cesaretin olurdu. Ama kilometrelerce ötede bir dağ yamacında durup gece Paris ışıklarını izlemeye de pek istekli olmazdın. Tedbiri elden bırakmamak için Fransa’nın dışında kalmaya karar verirdin. Ama sonra içindeki ürkek tarafının bütün dünyayı kapladığını hissederdin.


Sana gereken şey, sırrını öğrenip şunu söyleyen bir dost olurdu: “Önce Paris’i gör.”



Hepimizin kendi hikayesine özgü bir korkusu var. Genellikle ilk yaralanmadan doğar ve zamanla içimizde hakimiyet kurar.


Nasıl ki insan, en çok varmak istediği yerin kapısında titrerse; otantik korku da bizi anlamlı bir hayatın eşiğinde kaşları çatık bir nöbetçi gibi bekler.


Terk edilmekten korkan için bağlanmaktır bu korku, yetersizlikten korkan için sorumluluk almak, görünür olmaktan korkan içinse sahneye çıkmaktır.



Carl Jung’a göre kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük, sadece korktuğumuz için yaşam gücümüzü inkar etmektir.


Bu yüzden biraz cesaretlenmemizi önerir. Belki de bu riski alabilecek kadar güçlüyüzdür artık.


Belki de korkumuz, zamanı geçmiş bir alışkanlıktır sadece.


“Ama eğer bu riski almazsak, hayatın anlamını ihlal etmiş oluruz.” der Jung, “Geleceğimiz umutsuzluğa, bayatlığa ve sahte ışıklarla aydınlatılmış alacakaranlığa mahkum edilir.”



Korkuyla yüzleşmenin dönüştürücü etkisinin en etkileyici örneğini Breaking Bad’de izleriz.


Dizinin ana kahramanı Walter White, her şeyi hesaplayan, aşırı ihtiyatlı, sakin görünen bir adamdır. Hayatı risk almamaya göre ayarlanmıştır. Ancak kanser olduğunu öğrenince her şey değişir.


“Elli yılımı korkarak geçirdim,” diye özetler durumunu, “olabileceklerden korktum, olmayabileceklerden korktum ama teşhis konduğunda en büyük düşmanımın korku olduğunu anladım. O günden sonra rahat uyudum.”



Dışarıdan gelen korkularda kalbimiz çarpar, bedenimiz alarm verir. Ne olduğunu biliriz.


Otantik korku ise kendini belirsiz bir kaçınma olarak gösterir. Yapmamız gerekeni biliriz ama bir türlü oraya gidemeyiz. Elimiz başka işlere gider, gün dolar, içimizde hafif ama inatçı bir huzursuzluk kalır.


Bu korku, uyuşukluk, erteleme ve makul gerekçelerle bizi küçük bataklıklara çeker. Kaçındıkça küçülmez, büyür. Zihnin içinde dolaşan bir kaygı bulutu gibi, yavaş yavaş her yeri kaplar.



Başarısız olmaktan, aciz duruma düşmekten, bencil sayılmaktan, kötü bir eş olarak görülmekten, alaya alınmaktan, diplomalarımızın hakkını vermemekten, ebeveynlerimizin fedakarlıklarına ihanet etmekten korkarız.


Ama Steven Pressfield, asıl korkumuzun en derinde gizlendiğini söyler: Düşündüğümüzü sandığımız kişiden daha fazlası olduğumuzu keşfetmek…


Ya içimizdeki cılız sesin ara sıra sayıkladığı potansiyele gerçekten sahipsek? Ya bu yüzden o yazıyı paylaşmıyor, o işe başvurmuyor, o cümleyi yüksek sesle kurmuyorsak?



Potansiyelimizden korkarız çünkü bizi kendimize karşı sorumlu kılar. Artık adım atmamanın bir bahanesi olmaz.


Psikanalist Otto Rank, buna sanatçının suçluluğu der.


Potansiyelini hisseden kişi, bir yandan farklılığını ortaya koymayı delicesine arzular. Diğer yandan topluluk içinde sivrileceği için dehşete düşer.


İşte bu derin çatışmayı göze alabilenler kendilerine ait bir yaşam sürer. Alamayanlar ise potansiyellerini inkar ederler ve Jung’un yazdığı gibi sahte ışıklarla aydınlatılmış alacakaranlıkta günlerini geçirirler.



Sevgili okuyucu,


Hepimiz güçsüzlüğü, çaresizliği, kırılganlığı defalarca tattık.


Korkularımızın olması için gayet iyi nedenlerimiz var. Ama korkularımızı aşmamız için de gayet iyi nedenlerimiz var.


Eğer zihnin müphem bir huzursuzlukla doluysa, yaşam enerjini küçük bataklıklarda harcadığını düşüyorsan, daha geniş bir hayat için maceraya çıkmaya hazır ama nereye gideceğini bilmiyorsan…


Önce Paris’i gör.



Kaynaklar

M. Truman Cooper - See Paris First

Carl Gustav Jung - Dönüşüm Sembolleri

Steven Pressfield - Yaratma Savaşı

Otto Rank - Sanat ve Sanatçı

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page