top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Ölü insanın hedefleri

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Hedeflerimizin çoğunda ölüler bizden daha başarılı.


Öfkelendiğimizde bağırmak istemeyiz. Aşırı düşünce girdabında boğulmak istemeyiz. Depresif hissetmek istemeyiz. Liste uzar gider…


Ogden Lindsley bu listeye bir isim verir: “Ölü İnsanın Hedefleri.”


Zira bir ceset asla aşırı düşünmez, asla depresif hissetmez, asla bağırmaz.



Sürekli kendimize “yapma” dediğimizde ister istemez sorunlu bir insan gibi hissederiz. İrademiz yara alır.


Öfkelenmemek için konuşmaktan kaçınırız. Konuşmamak için yüz yüze gelmekten kaçınırız. Yüz yüze gelmemek için iletişimden kaçınırız.


Reddedilmiş hissetmemek için istemekten kaçınırız. Hoşlandığımız kişiye yazmayız. Zam istemeyiz. İşe başvurmayız.


Hayal kurmaktan kaçınmak için kendimizi gerçekçilik adı altında kötümser bir zindana koyarız.



Ölü insan hedeflerinin peşinden koştuğumuzda duygularımızdan da kaçarız.


Ancak insani hisleri seçici olarak uyuşturamayız. Acıdan kaçmak için duygusal dünyamızın sesini kıstığımızda, neşeyi, sevgiyi ve coşkuyu da sessize alırız.


Kaygı gider ama onunla birlikte neşe de gider.


Russ Harris, tam tersi bir yol önerir: Canlılığı.


Hayalimizde sihirli bir değnek düşünmemizi ister. Bu değneği kullandığımızda olumsuz duygu ve düşüncelerimiz hiçbir yere gitmez. Ama onların varlıklarına rağmen hareket etme gücüne erişiriz.



Yapamadıklarımız kadar yapabildiklerimize de odaklansaydık, nasıl olurduk?


“Bağırmayan bir insan olmak istiyorum” diyoruz. Tamam bağırmayacaksın. Ama aslında ne söylemek isterdin?


Aşırı düşüncelere dalmak istemiyoruz. Peki, dalmayalım. Ama zihnimizi hangi düşüncelerle doldurmak istiyoruz?


Reddedilmiş hissetmek istemiyoruz. Reddedilmeyeceğini bilseydin, en çok neyi isterdin?



Canlı olmanın kanıtı olan her şeyi törpülüyoruz. Stresi, kaygıyı, çelişkiyi yok etmeye çalışırken aslında hissetmeyen birer kadavraya dönüşüyoruz.


Sürekli kendini incelemekten yaşamayı unutmuş gölgeler gibi geziniyoruz.


Kadim zamanlarda yin ve yang birlikte yaşatılırdı. Çelişkili hallerin birlikteliğinden kuvvet doğardı. Bugünün kişisel gelişim kültürü bizi yaşamaya değil, semptomsuz yaşamaya çağırıyor. Stres yaşama. Kaygı hissetme. Olumsuz düşünme.


En az bir ölü kadar zihnini boşalt.



Harris, eylemlerimize odaklanmamız için bir yol önerir. Sanki peşimizde her anımızı kaydeden bir belgesel ekibi varmış gibi düşünebiliriz.


Bu kamera iç dünyamızdaki fırtınaları, "kaygım bitsin, sonra yaşarım" kavgalarımızı göremez; sadece dışarıya yansıyan eylemlerimizi kaydeder.


Eylemlerimiz yoksa, kaydedilecek de bir şey olmaz.


Zaten hayat, eylemlerimizin toplamı değil midir?



Viktor Frankl’a göre gerçekte ihtiyacımız olan gerilimsizlik değil, değerli bir hedef için çabalamaktır.


Ölü bir insanın ne gidebilecek bir yeri vardır, ne de varacak bir hedefi. Kendimizi “yapma”larla yorduğumuzda belki de Jung’un sorusunu hatırlayabiliriz: Benliğinin hangi görevini sürekli ihmal ediyorsun?


Bağırmasaydık ne söylerdik? Aşırı düşünmeseydik neye odaklanırdık? Depresifliğimizin altında hangi umutlarımızı gizliyoruz?


Ölüler hata yapmaz. Çünkü hiçbir şey yapmaz.



Kaynaklar:

Russ Harris - ACT Made Simple

Russ Harris - Mutluluk Tuzağı

James Hollis - Hauntings: Dispelling the Ghosts Who Run Our Lives

Viktor Frankl - İnsanın Anlam Arayışı

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page