top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Çünkü kırılan senin kalbin

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Bazen biri gelir, tek bir görüşmede bütün özgüvenimizi yok eder. Düşüncesizliği, hadsizliği ve bencilliğiyle bizi öfkeye boğar. Bütün bedenimizle isyan ederiz ona.


Ne yazık ki onlardan çok var. Ne yazık ki değişmesi gereken biziz.


“Neden başkasının terbiyesizliği yüzünden ben değişmeliyim” diye soracak olursan, bunun çok basit bir yanıtı var:


“Çünkü kırılan senin kalbin.”


--


Dinginlik düşmanlarına karşı zihnimizi korumak meşakkatli bir iştir. Öyle ki, tarihin en akıllı kişilerinden, hükümdar filozof Marcus Aurelius bile her sabah kendine aynı öğüdü verir:


“Gün ışıyınca kendine şöyle de: Bugün meraklılarla, vefasızlarla, kaba, kıskanç, bencil kişilerle karşılaşacağım.”


Roma İmparatoru filozof bile, bu tür kişilerle karşılaşmadan önce her sabah aynı fikirsel zırhı kuşanıyor üzerine:


“Hazırlı ol. Bunlarla karşılaşınca duygularına yenik düşme.”


--


Karşımızdaki insanın ne olduğunu bilsek bile her seferinde neden aynı tuzağa düşüyoruz?


Çünkü kendimizi ne kadar hazırlarsak hazırlayalım, tartışma anında beynimizin akıl yürüten bölgeleri değil, güvenlikten sorumlu ilkel bölgeleri aktif oluyor.


Adrenalin salgılanıyor, kalbimiz deli gibi çarpıyor, kaslarımız geriliyor, kan basıncımız yükseliyor.


Beynimiz “kaç ya da savaş” sinyalleri verirken kendimize söz verdiğimiz gibi davranmak zorlaşıyor.


Yine de, bütün bu olumsuz durumlara rağmen, dört konuda kendimizi geliştirerek tartışmalardan yara almadan kurtulabiliriz:


1. Her sözü kişisel algılama


2. Tartışmayı harlama


3. Ona benzeme


4. Sınırlarını koru


Detaylarına bakalım...


ÖNERİLER


1. Karşımızdaki insanın hakkımızda söylediği her sözü kişisel algılamamalıyız. Bizi eğmek, bükmek, kırmak için aslında düşünmediği şeyleri söyleyebilir. Eğer kendi yeteneğimiz, yeterliliğimiz hakkında şüpheye düşersek, güvendiğimiz dostlarımıza danışabilir, onlara sorabiliriz.


2. Tartışmayı harlamamalıyız. Hem kendi enerjimizi tüketir, hem de daha sonra pişman olacağımız şeyler söyleyebiliriz.


3. Karşımızdaki insanın üslubunu taklit etmemeliyiz. Bazen “dinsizin hakkından imansız gelir,” diye düşünebiliriz. Ancak söz konusu dinginlik düşmanlarıysa şu atasözünü aklımızda tutsak daha iyi olur: “Asla bir domuzla güreşme. İkiniz de çamura bulanırsınız ama o bundan hoşlanır.”


4. Belki de en önemlisi, sınırlarımızı korumalıyız. Sessiz kalmamız, itaat edeceğimiz veya her hakareti kabulleneceğimiz anlamına gelmiyor. Düşüncelerimizi sakin ama kesin bir tonda ifade etmeliyiz.


Eğer tartışma esnasında kontrolümüzü kaybettiğimizi hissediyorsak iletişimin en kullanışlı kısayolunu kullanabiliriz: Soru sormayı.


“Neden böyle düşünüyorsun, Neden böyle hissediyorsun?” gibi sorularla hem tartışmanın kontrolünü ele alırız, hem de karşımızdaki insanla davranışını birbirinden ayırırız.


Çünkü her davranışımız bizi yüzde yüz temsil etmez. Öyle alışkanlıklarımız vardır ki, kişiliğimizin diğer yanlarıyla taban tabana zıt olabilir.


Bu, karşımızdaki insan için de geçerlidir.


---


Marcus Aurelius, her alim gibi, sorumluluğu bize yükler ve dinginlik düşmanlarına kızmamamız gerektiğini söyler:


“Diyeceksiniz ki, insan usla donatılmıştır, kendilerinin hatalarını bulsunlar, düzeltsinler! Aferin! Ama sen de usla donatılmışsın. Kendi usunu kullanarak dikkatini çekebilir, ona kusurlarını gösterebilirsin.”


Belki onları değiştiremeyiz, ama en azından aklımızı kullanarak aldığımız yarayı azaltabiliriz.


Ne de olsa kırılan kendi kalbimiz.


Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page