top of page
Ara

Bir yılın daha sonuna geldik. Artık birlikte altıncı yıla giriyoruz. Bana bu yolculukta eşlik ettiğin için minnettarım.


Hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşadığım bu yıl, Huzursuz Beyin’in hayatıma etkisini daha iyi anladım. Desteğinle bir an bile yalnız hissetmedim. Çok teşekkür ederim. Umarım önümüzdeki sene daha aydınlık olur.


Her sene olduğu gibi yine Yansımalar ve Beklentiler kitapçığı yayımladım. Aşağıdaki bağlantıya tıklayıp indirebilir, hatta bastırabilirsin. Ben de yanıtlarımı Kendime notlar bölümünde vereceğim.


2025 - 2026 Yansımalar ve Beklentiler


Ne yazık ki saat sabahın beşi olmasına rağmen yazıyı toparlayamadım ve başım fena halde ağrıyor. Bu nedenle bir günlük gecikeceğim için özür diliyorum. Bülteni, umarım, yarın eposta kutunda bulabileceksin.


Durumu telafi etmek için kitaptan küçük bir bölüm paylaşmak istedim. Bu bölümde kaygılı ve kaçıngan bağlananların özeleştiri konusundaki farklılıklarını yazmıştım.


Anlayışın için çok teşekkür ederim.


Sevgiler.


Huzursuz Beyin


Emre Özarslan


...


İçsel Yargıç (syf. 161)


"Evrimsel bir bakış açısından baktığımızda özeleştiri muhteşem bir özelliktir. Kendi duygu, düşünce ve davranışlarımızı izler ve bunların toplum tarafından da şekillenmiş bulunan, içimizdeki yasalara uygunluğunu denetleriz.


Ancak özeleştiri sertleştiğinde, suçlamaya ve aşağılamaya dönüştüğünde tehdit sistemimiz tekrar tekrar çalışır, kronik strese ve elbette bütçe kaybına yol açar.


Şimdi şu ana kadar konuştuklarımız ışığında bağlanma sisteminin bu sert özeleştiri mekaniğini nasıl etkilediğine bakalım: İçimizdeki eleştirmen, içsel çalışan modellerimizle ilgili. Dolayısıyla kendimizi ve dünyayı nasıl modellediğimiz önemli.


Güvenli bağlanan biri olduğumuzda iç eleştirmenimiz daha adildir. Güvensiz bağlanma arttıkça iç eleştirmenin de tonu değişir. Kaygılı bağlandığımızda iç sesimiz daha suçlayıcıdır. Yoğunlaştırıcı strateji kullanan kaygılı bağlananlar kendilerine karşı olumsuz, diğerlerine karşı olumlu model geliştirdikleri için bu akla yatkın görünür.


Düşünelim; küçücük çocuğuz, bakımverenlerimiz bizi bazen ihmal ediyor. Eğer sorunu onlarda bulursak dünya birden bire kaotik bir yere dönüşür. Ama sorunu kendimizde bulursak, dünya bize hak ettiğimizde hak ettiğimizi veren anlaşılır bir yere dönüşür.


Yüksek kaygıya sahip bireylerde özeleştiri “kendini suçlama” aracı olarak kullanılır. Bu sayede kendilerini olumsuz görmeye devam ederken, olumlu gördükleri dış dünya belirsizlikten ve suçlanmaktan korunmuş olur (özellikle çocuklarda): “Evet, beni sevmiyorlar ama zaten ben sevilmeye değer değilim.” Bu sayede karşısındaki kişinin olumlu imajı devam eder. Kişi ise kendini suçlu, kötü niyetli ve tiksinç hisseder.


Kafka’dan okuyalım: "Küçük bir çocukken, her yerde yalnızca ulaşılmaz mükemmellikte insanlar gördüğüm için, kanıtlandığına hiçbir yerde kendi gözlerimle tanık olmadığım bu kuşkuculuk, bende kendime yönelik bir kuşkuya ve tüm diğer insanlara karşı duyduğum kesintisiz bir korkuya dönüştü."


Kaçıngan bağlandığımızda ise sönümleyici stratejiyi kullanırız. Kendimizi olumlu, diğerlerini olumsuz görmeye meyilli olduğumuz için kendimize yeterliliğimiz önem kazanır. Bu nedenle içsel eleştirmenimiz mükemmelliyetçilik merceğinden bakar. Yani yüksek kaçınganlık gösteren kişiler yeterince gelişemedikleri, yeterli olmadıkları, kendi yüksek standartlarına ulaşamadıkları için özeleştiriyi kullanırlar. Dışarıdan gelen eleştiriye karşı da tahammülsüzlük yaşarlar.


Hem kaygılı hem kaçıngan bireyler için İçsel Eleştirmen, kendi içsel modellerini korumanın bir yoludur. Kaygılı kişi, suçu üzerine alarak dünyayı pak hale getirmeye çalışır, kaçıngan kişi ise kendini sürekli eleştirerek daha yeterli hale gelmeye çalışır.


Yapılan araştırmalara göre katı ve hoşgörüsüz bir İç Eleştirmen, terapi süreçlerini de baltalayan önemli bir etmendir. Kendi kendine saldırarak kendini tüketen bir sistemin, durumu düzeltmek için daha az enerjisi kalır.


Yaşımız ilerledikçe ve daha akıllı insanlara dönüştükçe, daha güçlü mekanizmalar ve farkındalık gibi zeki stratejiler geliştiririz; dolayısıyla hem kaygılı bağlananın suçlayıcı iç sesi, hem de kaçıngan bağlananın mükemmelliyetçi iç sesi cılızlaşır. Ama en önemlisi kendimize anlayışla bakma becerisini geliştirebilmemizdir."


İnanılmaz bir yılı geride bırakıyoruz.


Özellikle mayıs ayından sonra Huzursuz’u okuyan kişi sayısında büyük bir artış gerçekleşti. Instagram’daki okuyucuların sayısı iki yüz bine dayanırken, bülten okuyucusu yirmi bini geçti.


Bu, beklentilerimin ötesinde bir ilgiydi ve kaygılanmadım dersem yalan söylemiş olurum.


Aşık olduğunda bile midesindeki kelebeği Gargamel gibi avlayıp ondan kurtulmak isteyen biri olarak rutin duygularımdan her sapma, ne kadar mutlu olursa olsun, rahatsızlık veriyor bana.


Ama geçen hafta yaptığım ankette Huzursuz Beyin’in sizin için ne ifade ettiğini gördüğümde ve ona yüklediğiniz anlamı fark ettiğimde sözcüklere kolay kolay dökemeyeceğim duygular yaşadım. Seksen sayfayı bulan yanıtlarda sevdiği ve saydığı insanlar tarafından anlaşılmanın ve onaylanmanın verdiği minnet ve özgüven duygusuyla doldum.


Çok teşekkür ederim.


--


Mayıs ayından sonra aşırı heyecanlanmamın bir nedeni daha vardı. Kitap yazmak için, hem de tam zihnime göre bir yayınevi olan Mundi’den teklif aldım. Kabul ettim.


Ama ne yazacaktım? Sizden gelen bütün soruları serdim ortaya. En çok neleri merak ettiğinize baktım. İster duygusal ilişkiler, ister utangaçlık, ister travmalar, ister ebeveynlik, ister odaklanma hakkında olsun, bütün soruları iki başlık altında toplayabileceğimi fark ettim ve kitabın adı doğdu:


"Neden böyleyim, nasıl değişebilirim?"


Taslak ve örnek bölüm hazırlamak için ekim ayına kadar yoğun araştırmalara giriştim, hiç okumadığım kadar okudum. Bu sırada sık sık kitap beklediğinizi söylediniz ancak iş resmileşmediği için bir şey söyleyemedim.


En nihayetinde örnek bölüm bitti, onaylandı, belgeler gönderildi, imzalar atıldı, artık her şey resmileşti.


Sonunda en çok sorduğunuz soruya yanıt veriyorum:


Evet, kitap yazıyorum.


Mayıs ayından beri beni en çok zorlayan şey, işler resmileşmeden bunu sizlerle paylaşamamak olmuştu.


Artık paylaştım, rahatladım.


Gönül rahatlığıyla yazmaya devam edebilirim.


Önümüzdeki günlerde uzun uzun konuşmak üzere :)


Geçen hafta söz verdiğim gibi, bu hafta özel olarak sorduğunuz soruları yanıtladım.


Epey uzun olduğu için bültene sığmadı.


Röportaj tadında soru cevap bölümünü buradan okuyabilirsiniz.


Son dakikada yetiştirdiğim için (sabah saat sekiz) ikinci okuma yapamadım. Hatalara denk gelirseniz affedin.


İyi okumalar.


Not: Bültenlre ocak ayının ikinci haftasından itibaren devam edeceğiz.


Mutlu yıllar!


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page